makaleler
Pazar , 19 Kasım 2017
HABERLER

KIRIM VE AHISKA TÜRKLERİNİN YAŞADIĞI İNSAN HAKLARI İHLALLERİ KONULU PANELİMİZ GERÇEKLEŞTİ

10496905_731890730190135_2741019300197054415_oSahipkıran Stratejik Araştırmalar Merkezi – SASAM tarafından düzenlenmekte olan İslam Dünyasında Yaşanan İnsan Hakları İhlalleri Paneller Serisi’ninüçüncü ayağı olan “Kırım ve Ahıska Türkleri’nin Yaşadığı İnsan Hakları İhlalleri” konulu Panel, Dünya Ahıska Türkleri Birliği Genel Başkan Vekili ve YÖK Denetleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. İlyas DOĞAN, Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sezai ÖZÇELİK ve Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Temsilcisi Nail AYTAR’ın sunumlarıyla SASAM Hukuk Masası Koordinatörü Mesut Emre KARAKÖSE’nin moderatörlüğünde Türkiye Haber İş Sendikasının konferans salonunda gerçekleştirildi. Paneller Serisinin ilki, 15 Mayıs tarihinde “Doğu Türkistan ve Türkmeneli’nde Yaşanan İnsan Hakları İhlalleri” başlığıyla, ikincisi ise 10 Haziran tarihinde “Filistin ve Mısır’da Yaşanan İnsan Hakları İhlalleri” başlığıyla gerçekleşmişti.

Toplantı, SASAM Başkanı Süleyman ERDEM’in açılış konuşması ile başladı. Sayın ERDEM konuşmasında, Kırım ve Ahıska konusunun seçilme amacına ve panel serisinin önemine değindi. Açılış konuşmasının ardından panel başladı.

Moderatör Sayın KARAKÖSE, panelin giriş kısmında; Kırım ve Ahıska’nın kaderinin 1944’te kesiştiğini, 2. Dünya Savaşından sonra Stalin’in Türkiye’den boğazlar üzerinde haklar ile Kars ve Ardahan’ı talep ettiğini, Boğazların karşısında Kırım’ın, Kars-Ardahan’ın karşısında Ahıska’nın olduğunu söyledi. Rusya’nın Türkiye karşısında elini güçlendirmek ve gözdağı vermek için tam anlamıyla acımasız bir sürgün ve soykırım başlattığını, daha sonra geri dönüş hakkı tanınmış gibi gösterilse de, muhtelif bahanelerle Kırım ve Ahıska Türklerinin kendi topraklarına dönüşüne fiili engeller çıkartıldığını belirterek “Ahıska Türkleri mertliği, sözüne sadakati ile tanınan ve Sovyet zamanında bile Türk olarak adlandırılan bir Türk topluluğudur. Kırım ise Altınordu Devletinden bu yana büyük bir kültür ve medeniyetin mirasçısıdır. Anadolu’dan daha önce 1917’de Tatar Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Türkiye’ye çok değerli fikirler ve fikir adamları Kırım üzerinden gelmiştir.” dedi.

Ahıska Türklerinin yaşadığı insan hakları ihlalleri, kendisi de bir Ahıska Türkü olan ve hâlihazırda Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. İlyas DOĞAN tarafından anlatıldı. Sayın DOĞAN, Türkiye’nin kuzeyi ve güneyindeki iki yeni biçimlenmeye dikkat çekerek konuşmasına başladı. 1944 sürgününün Rus entelektüellerinin uzun süreli çalışmalarıyla planlandığını ve resmi rakamların gerçeği yansıtmaktan çok uzak olduğunu ifade etti. Ahıska bölgesinde yaşanan sürgün ve soykırım ile Türkiye’nin Orta Asya ile olan demografik bağının yıkılmasının amaçlandığını belirtti. Ahıska’nın bir boy veya soy adı olmadığını, “Ahıskalı Türkler” demenin daha doğru olacağını izah etti. Planlı bir etnik temizlik şeklinde uygulanan sürgünün sonucunda doğan yurtsuzluk sorununun halen devam ettiğini ve bu durumun Filistinlilerin yaşadığı durumla benzediğini söyledi. Gittikleri yerlerde uzun süre zorunlu ikamete tabi tutulan Ahıskalı Türklerin bir nevi zorunlu kamp hayatı yaşadığını ifade etti. SSCB zamanında sözde geri dönüş hakkı verilse de bu hakkın Ahıska bölgesi dışındaki yerlere geri dönebilme şeklinde uygulandığını belirtti. Fergana olaylarının basit bir Pazar kavgasından doğmuş gibi gösterildiğini ancak bu olayların Rusya’nın stratejik bir planı sonucunda, Türklerin birleşmesi fikrinin doğmadan yıkıma uğratılması amacıyla başlatıldığını anlattı.

Sayın DOĞAN konuşmasının devamında, Ahıskalıların bulundukları ülkede Türk sayıldıklarını ancak Türkiye’de yabancı sayıldıklarını, yaşam alanı isteğine Türkiye’nin cevap vermediğini, 3835 sayılı Kanun çerçevesinde Türkiye’ye sadece 150 ailenin gelebildiğini ancak bu Kanunun Ahıskalıları yaşadıkları ülkede bir kez daha yabancı konumuna düşürdüğünü ifade etti. Halen Ukrayna’da sıkışmış durumda olan 3500 Ahıska Türkü’ne insani yardım yapılması gerektiğini hatırlattı. Konuşmasının son kısmında yapılması gerekenlere değinen DOĞAN, dağınıklığı çözecek olanın Türkiye olduğunu, geri dönüşe fiili engeller çıkaran Gürcistan’a ciddi baskı yapılması gerektiğini belirtti. Gürcistan’ın 1999’da geri dönüşe izin vereceği yönünde taahhüdü olduğunu, geri dönüşün mümkün olduğu yönünde yalan propaganda yapıldığını ancak uygulamada sadece 2 kişiye vatandaşlık verildiğini beyan ederek şunları ifade etti: “Yalan propagandaya alet olunmamalı. Ahıska Türklüğünün, Türkiye Türklüğünden bir farkı yoktur. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye, Devletiyle Milletiyle bu kardeşlerine kucak açmalı ve her daim yanında olmalıdır.”

Programın devamında Doç. Dr. Sezai ÖZÇELİK Kırım Türklerinin yaşadığı insan hakları ihlallerinin tarihi boyutunu anlattı. 1783-1917 arasında Rus egemenliğinde kalan Kırım’da 1917’de Kırım Tatar Cumhuriyeti ilan edildiğini ancak Numan Çelebi Cihan’ın şehit edildiğini ve Rus işgalinin yeniden başladığını belirtti. Stalin döneminde açlık, sürgün ve soykırım yaşandığını, 18 Mayıs 1944’te bir gecede sürgünün başlatıldığını, Kırım Türklerinin Orta Asya ve Sibirya’ya insani olmayan koşullarda sürüldüğünü ifade etti. Ukrayna’daki devrimden sonra umutlarının arttığını ancak Rusya’nın planlarını aşama aşama yürürlüğe koyduğunu ve sonrasında Kırım’ı ilhak ettiğini belirtti. Bu ilhakın beklenmediğini ve Türk basınının konunun vahametini çok geç kavradığını ifade etti. Türkiye’nin enerji ve dış ticarette Rusya’ya bağımlı görüldüğünü ancak nükleer santral ihalesinin Ruslara verilmesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğini dile getiren konuşmacı “Rusya’nın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki üyeliği askıya alınmalı ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği çerçevesinde de Rusya’ya yaptırımlar uygulanmalı.” dedi.

Kendisi de bir Kırım Türkü olan ve Kırım Tatar Milli Kurultayı üyeliği de yapan Sayın Nail AYTAR konuşmasında, halen çok yeni olan Rusya’nın Kırım’ı ilhakı sürecini aşamalarıyla anlattı. 23 Şubat 2014’te yapılan Akmescit mitinginin ardından 26 Şubatta Kırım parlamentosunun toplanmasının engellendiğini, o gece 30 kadar milisin parlamentoyu işgal ettiğini, 27 Şubatta fiili işgalin başladığını, Rus kökenli 60 kadar vekilin halkoylamasını gündeme getirdiğini, 6 Martta bağımsızlık ilanının hemen ardından 5-6 ülkenin bunu tanıdığını ve 16 Martta referandum yapıldığını ifade etti. Referandumun bir tiyatro ve bir komediden ibaret olduğunu söyleyen AYTAR, Kırım Türklerinin bu oylamayı boykot ettiğini belirtti. Şu anda Kırım’da 50-60 bin Rus askeri olduğunu, Rus vatandaşlığına geçmeyenlerin kamu hizmetlerinden yoksun bırakıldığını belirterek, öldürme, kaçırma, yıldırarak mallarını satmaya zorlama gibi hak ihlallerinin devam ettiğini söyledi. Ukrayna döneminde de Tatar halkının sıkıntılar yaşadığını, ancak Putin’in bütün taleplerin karşılanacağı yönündeki beyanına rağmen Ukrayna döneminin aranır hale geldiğini ifade etti. Sayın AYTAR konuşmasına şöyle devam etti: “5-6 ay içinde sürecin Kırım Tatarları için olumlu işlemediği görüldü. Putin’in düşüncelerinin arka planında SSCB ve Rus Çarlığı coğrafyasına geri dönmek vardır ve bu planı adım adım uygulamaktadır. Kırım’da nüfus oranımız tarih içinde %99’dan %14’lere kadar düşmüştür. Geri dönüşü kendi imkânlarımızla sağlayacak gücümüz yoktur. Geri dönüş çalışmaları desteklenmelidir. Halen var olan milli mektep sayısı 15’tir ama ihtiyacımız 150 milli mektep olmasıdır. Kırım coğrafyasındaki 1500 camiden geriye bugün ancak 50 kadar cami kalabilmiştir. Milli kimliği canlandıracak çalışmalar yapılmalıdır. Sayın Mustafa Cemil Kırımoğlu, Mustafa Ağa unvanıyla tüm Kırım Türklüğünün lideridir ve bizim için sembol bir dava adamıdır.”

 

 

Yazar Biyografisi

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Required fields are marked *

*