makaleler
Perşembe , 19 Ekim 2017
HABERLER

Yazar Arşivi: Ahmet SAĞLAM

PUTİN’İN ORTA ASYA POLİTİKASI “Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”

 

Türk Yurdu dergisinin haziran sayısına Putin’in Orta Asya politikası başta olmak üzere, DEAŞ gibi terör örgütlerinin Orta Asya yapılanmalarını, Orta Asya’daki kimlik süreçlerini de dahil ederek kaleme aldığım – PUTİN’İN ORTA ASYA POLİTİKASI “Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”-  adlı makaleyi nacizane ekte pdf olarak sizinle paylaşıyoruz.

 

PUTİN’İN ORTA ASYA POLİTİKASI

“Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”

 

Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde düzenli ordu yetersizliği SSCB dağıldıktan sonra bölgede inşa edilmeye çalışılan ulus devletin önünde de bir engel teşkil etmektedir. Bu eksiklik ulus devlet olmayı engellemekle birlikte güvenlik sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Güvenlikte dışa bağımlı olan bir ülkenin hiç şüphesiz ki tam ve bağımsız bir konumda yer alması mümkün değildir. Silahlı güç kimin elindeyse yönlendiren mekanizma da onun himayesinde olmaktadır. “Sert güç” özgürce ve bağımsız hareket edebilmek için bir garantördür ve bu gücün caydırıcılığı nispetinde de devletler özgür ve bağımsız hareket edebilmektedir. Düzenli ordu ulus devletin kimliklerini harmanlayıp üst kimlik oluşmasında da en iyi enstrümanlardan birisidir. Kimliği şekillenmekte olan gençler askerlik sayesinde ülkenin farklı coğrafyalarından gelen akranlarıyla kültürel bir harmonin içinde üst kimliğe olan bağlılıklarını ve aidiyetlerini oluşturmaktadırlar. Vatan müdafaası ve vatanı olmanın bedelinin ödenmesi de o topluma olan aidiyet duygularını tam anlamıyla güçlendirmekte, böylelikle ulusal kimliğin inşa sürecine büyük bir katkı sağlamaktadır.

Kırgızistan düzenli ve güçlü bir orduya geçmek ve güvenlikte dışa bağımlılıktan kurtulmak için ilk iş olarak ülkesindeki diğer devletlere ait olan askeri üsleri kapatmak amacıyla harekete geçmiş ve ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan’a düzenleyeceği askeri operasyonlar kapsamında 2011 yılında kiraladığı Manas askeri üssünü 2014 yılında kapatmıştır. Daha sonra Kırgızistan devlet başkanı Almazbek Atambayev, Kırgızistan’da bulunan Rus askeri üssünün de karşılıklı rızayla kapatılacağını açıklamıştır. Rusya da bu açıklama karşısında DEAŞ’ın başta Kırgızistan’ın Oş bölgesi olmak üzere Orta Asya’nın münferit yerlerinde tehdit unsuru olmaya başlamasına kadar sessiz kalmıştır. DEAŞ’ın Orta Asya’da, Rusya’ya bir tehdit unsuru haline gelmesiyle birlikte Rusya devlet başkanı Putin Orta Asya’ya bir güvenlik gezisi düzenlemiştir. Orta Asyalı uzmanlar bu güvenlik gezisinin bölgedeki DEAŞ tehdidine karşı olduğuna dair yorumlarda bulunmuşlardır. Anadolu Ajansı’na değerlendirmede bulunan Kırgızistan Dalil Plus Analitik Kulübü Uzmanı Mars Sariyev, Suriye’deki olası bir kalıcı ateşkesin ardından, teröristlerin Afganistan üzerinden Orta Asya’ya geri dönerek, bölgede istikrarsızlık yaratma potansiyeli olduğunu ifade etmiş ve teröristlerin koruması zayıf olan Türkmenistan sınırlarından geçerek, Kazakistan’ın Aktau bölgesine kadar yayılabileceğini orada da yerli radikal gruplara katılabileceklerini belirtmiştir. Ayrıca teröristlerin, Tacikistan üzerinden Kırgızistan’a geçerek Fergana bölgesini istikrarsızlaştırma hedefine ulaşabileceklerine de işaret eden Sariyev, Fergana bölgesinin her zaman patlamaya hazır bir kazan olduğunu çünkü burada farklı dini eğilimlere sahip grupların var olduğunu, Kırgızistan’a geçişler olduğu zaman uyku modundaki 10-15 kişilik gruplardan oluşan radikal hücrelerin uyanabileceğinin altını çizmiştir.  Orta Asya’daki DEAŞ tehdidini gerekçe gösteren Rusya, harekete geçmiş ve bu bölgelerdeki güvenlik sıkıntısını çözmek için acil önlem planlarını devreye sokmuştur. Bu bağlamda ilk olarak Putin, Kırgızistan askeri üssünün kapatılması hususlarını gündemden çıkartmak ve bölgedeki ağırlığını hissettirmek için Kırgız devlet başkanı Almazbek Atambayev’le görüşmüştür.

 

Tam metni buradan indirebilirsiniz: Putin’in Orta Asya Politikası “Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”

 

İnternet ve Güncel Tartışmalar

Bilgi, suje ile obje arasındaki ilişkiden doğan her türlü üründür. Bilgi işlenmiş verinin adıdır. Bilgi bir konu ile ilgili verilerin bir araya gelmesi ile oluşan açıklayıcı bir ifade olarak da kullanılabilinir. Örneğin; İstanbul, 1453, fetih gibi ifadeler veri iken, “İstanbul 1453’te fethedilmiştir.” şeklindeki bir ifade ise bilgidir.   Bir bilgi başka bir bilgi için veri olarak da kullanıla bilinir. Alıcı verileri bilgiye çevirirken, başka bilgileri de, başka bir durum için veriye çevirebilir. Alıcı kendi dünya görüşü ve siyasi görüşüne uygun olarak dış ortamdan maruz kaldığı verileriyi, bilgi konuma getirir. Yukarıdaki örneğimizden ele alacak olursak “İstanbul 1456 yılında 3. fetih yılıdır.” İfadesi daha önceki elde ettiğimiz bilginin veriye çevirerek elde etmiş halidir.

Günümüzde bilgi kargaşası hayatımızın her noktasına nüfus etmiş durumdadır.   Doğru ve gerçek bilgiye ulaşmak,  bilgi kargaşası içinde nerdeyse imkânsız hale gelmiştir. Çağımızda bilgi kaynaklarının artması, basın yayın kuruluşları ile enformasyon kaynaklarının artışı, bilgiye ulaşımı kolaylaştırırken, doğru ve gerçek bilgiye ulaşmayı da bir o kadar zorlaştırmaktadır.   Günümüzde doğru bilgiye ulaşmak için ciddi bir seçicilik göstermek zorundayız. Maruz kaldığımız manipülasyona ve enformasyon bombasına duyarlı ve seçici davranmalıyız ama maalesef gereken duyarlılığı göstermiyoruz. Ülkelerimiz anti manipülasyon politikaları üzerinde çalışmalar yapmıyor, bu konuyla alakalı, ciddi ülke politikaları da oluşturulmuyorlar. Bundan dolayı devlet sistemi dışında kalan sanal alemdeki hukuk boşlukları, dış ve iç mihraplar tarafından kullanılıyor, bu mihraplar iletişim araçlarını ve medyayı diledikleri gibi yönlendiriyor, bu sayede arzu ettikleri hedefler doğrultusunda kamuoyu oluştura biliyorlar. Yüce Yaradan Kuranıkerim’de, HUCURÂT suresi, 6. Ayette müminlere şu şekilde sesleniyor. ” Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip, yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” diye sesleniyor ve uyarılarda bulunuyor. Maalesef çağımızda bu uyarının muhatapları olan bizler, bu uyarıyı aklımıza getirmiyor, kitle iletişim araçlarının yönlendirmesiyle her türlü yalan yanlış bilgiye kendimizi kaptırıp, kesin hüküm ve ithamlarda bulunuyoruz. Kitle iletişim araçlarının içinde en çok kontrolsüz olan ve manipülasyon aracı olarak kullanılan internettir. İnternet insanlara kontrol edilemeyen bir özgürlük alanı sağlamaktadır. Kontrol edilmeyen bu özgürlük alnında, kişisel hak ve özgürlüklere dilendiği gibi tecavüz ediliyor, sınırsız özgürlük beraberinde sınırsız suçu getiriyor. Albert Camus adlı yabancı bir yazar, biraz mizahi bir yaklaşımla bu olayı şöyle dile getiriyor: Hepimiz suçlu olduğumuz gün, gerçek demokrasiye ulaşmış olacağız. Yine Avrupa’dan büyük bir şirket sahibi ( eski bir bilgisayar korsanı) : “İnternet üzerinde terörizm cazibesi sürekli olarak mevcuttur, çünkü hiç cezalandırılmadan zarar vermek mümkündür.” diyor. İnternetteki bu başıboşluk, terörizmi artırarak devam ettiriyor, kanun tanımayanlar, kişisel hak ve özgürlüklere saygı duymayanlar, küresel güç oluşturmada kişisel menfaat ve çıkarlarını gözetenler, internetin sağladığı sınırsız özgürlük silahını size doğrultarak, siz ne kadar “HAYIR” derseniz deyin, “Biz sizi “EVET” anlıyoruz” edalarıyla size  saldırmaya devam ediyorlar. Türkiye’de twitter ve youtube’nin, Türkiye anayasası çerçevesinde sınırlarının çizilmesine geç kalınmış, ama nihayet internetin belirli kanunlarla sınırlarının çizilmesi gerektiğinin farkındalığı oluşmuştur.. Sanal ağın, artık bir kamusal alan olduğu bilinci oluşmuş, bu SANAL KAMUSAL ALANın sınırları ve yükümlülükleri Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasasına “yani Türkiye Cumhuriyeti bireylerinin toplumsal sözleşmesine” uygun olarak kanunlarla belirlenmesi gerektiğinin geçte olsa farkına varılmıştır. Bu farkındalık içerisinde her büyük ve demokratik devletler gibi Türkiye devleti de, vatandaşlarının kişisel hak ve özgürlüklerini SANAL KAMUSAL alanda kanunlarla koruma altına almak için, sanal ağ üzerinde yasal düzenlemeler başlatmıştır. Şimdi konuyu farklı bir boyutta, dikkatlerinize arz etmek istiyorum. Siz gerek internette, gerek televizyonda kendinizi ne kadar “ÖZGÜR GÖRÜYORSUNUZ” ? Siz istediklerinizi mi izliyorsunuz veya okuyorsunuz, yoksa sizin için ONLARIN istediklerini mi? Eğer cevabınız ben istediklerimi İZLİYORUM veya OKUYORUM  ise, büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Küçük bir örnekle başlamak istiyorum, örneğin “GOOGLE AMCA”mız. Bilgisayar ekranında açılan bir çubuğa, araştırmak ve incelemek istediğiniz bir konuyla ilgili bir başlık yazıyoruz. Google siz o konuyla ilgili bir yığın bilgi sıralıyor. Peki, hiç sordunuz mu kendinize, bu verileri “dataları”  neye göre sıralıyor? Bu sıralamada verilerin öncelik sıralamasını kim belirliyor? Bu veri sıralaması birilerinin istekleri doğrultusunda mı oluyor? Yoksa bizim istediğimiz doğrultusunda mı ? Özetlersek, google bana benim ne istediğimi mi sunuyor, yoksa kendisi ne isterse, onu mu sunuyor ? Bu sizin için itilen, dayatılan bir bilgi yumağı mı? Değerli katılımcılar, demokrasisi ileri devletler, modernleşmeyi yakalamış milletler, kişisel hak ve özgürlükleri ve insani değerleri üst düzey tutan milletler, sınırsız özgürlük alanı olan internet ortamını, yasalar ve kendi milletlerinin hassasiyetleriyle doğrultusunda, denetim ve kontrol altına almaktadırlar. Günümüzde artık, internet ortamı bir savaş silahı olarak kullanılmaktadır. Bunun içinde büyük devletler, bu alanlarda milli savunma politikaları oluşturmakta, anti manipülasyon politikaları üzerinde ciddi araştırmalar yapmaktadırlar. Savunma sistemleri üzerine çalışırken, saldırı sistemleri de geliştirilerek SANAL CEMAATLER oluşturulmakta “SANAL CEMAATLER” üzerinden -buna facebook ve twitter örnek verilebilir- ülkelerin ahlaki ve kültürel kotlarıyla oynamaktadır. Örneğimiz Facebook, Twitter ve Google oldu ama günümüzde bunlar gibi birçok örnek mevcuttur. Google’den sonra,  google’ye rakip olarak, Rusya tarafından özel sektör aracılığı ile “RUS GÜZELİ YANDEX” oluşturuldu ve Rusya devleti buna ciddi yatırımlar yaptı. Sizce Rusya, biz doğru bilgiye rahat ulaşalım diye mi, bu kadar yatırımı yaptı? Yine Rusya tarafından facebook için alternatif olarak “VK” oluşturdu ve facebook kullanımı kontrol altında tuttu. Ve günümüzde ayrı bir araştırma konusu olan SANAL CEMAATLER üzerine de ciddi çalışmalar ve yatırımlar yapıldı. Günümüzde oluşturulan büyük “SANAL CEMAATLER” insanların toplu olarak yaşadıkları geniş meydanlar gibidir. İnsanların toplu yaşadıkları kamusal alanlarda anayasaya suç teşkil edecek davranışlar sergileyemezlerse, bu sanal ağ üzerinde de aynı davranışları sergileyemezler. Çünkü artık birey, sanal da olsa toplumsal ve kamusal bir alan içindedir. Artık devletin sanal sınırları içindedir. Toplumsal ve kamusal alanda davranışlar, anayasa kurallarına ile milletin örf ve adetlerine göre şekillenmek zorundadır. Güçlü devletler, interneti zayıf toplulukların ve milletlerin yönlendirilmesinde ve bu milletlerin kültürel kotlarıyla oynanılmasında, bir silah olarak kullanmaktadırlar Televizyonla başlayan – sihirli kutuyla – başlayan süreç, internetle devam ettirilmiştir. Televizyon ve sinema sektörü siyasi ve kültürel propaganda aracı olarak uzun yıllar önce keşfedilmiştir. En büyük zirveye Sovyet döneminde ulaşmıştır. Sovyet sineması, Sovyet siyasi iktidarının bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılmış ve Sovyet insanı oluşturmak için sinemanın sihirli dünyasından faydalanılmıştır. Tabiri caizse Sovyet insanı modelini “Şapkadan tavşan çıkartırcasına, usta bir sihirbaz gibi çıkartmıştır. Sovyet sinemasından sonrasında bu süreçi dünyada ABD’de Hollywood sinemasıyla devam ettirilmiştir. Hollywood, sinemayı hem kendi toplumsal barışını sağlamak için kullanmış  – Beyazlar ve siyahların barış diyebiliriz buna – hem de ekonomisinin, yani üretiminin pazarlama aracı olarak kullanmıştır. Yıllarca ABD’de var olan “BEYAZ – SİYAH” savaşı Hollywood filmlerinde toplumun hafızasından silinmiş, siyahların yaşadıkları acılar, sihirli sinema karelerinde unutturulmuştur. O büyüleyici Hollywood sahnelerindeki polisiye kahramanın yanında – yani Beyazın yanında-  en iyi dostu bir Siyah olmuş, ikisi birlikte olay yerine ellerinde hamburgerle ve kolayla gitmişler, izleyicinin bilinçaltına işlenen kotlarla, yavaş yavaş izleyicinin elinde kola belirginleşmiş, coca cola dünyaya en çok satılan ürün halini almıştır. Güzelim Ramazan sofralarını süsleyen coca cola, sofralarımızdaki Osmanlı şerbetini ve o meşhur ayranı elinin tersi ile itmiştir. Öyle bir hale gelmiş ki Ramazan ezanıyla özdeşleştirilmiş, susuzluğu dindirecek, çölden sahraya açılan bir kapı olmuştur. Çocuklarımız artık Ramazan denince meşhur ramazan pidesinden çok, masamızı süsleyen coca cola’yı anımsar olmuşlardır. Gariptir cola, köylerimizde dahi sofralarda yerini almıştır. Televizyon nereye girdiyse, o da peşinden oraya girmiştir. Rambo filmleri serisinde kahramanlık destanları yazılmış “bir ABD’li” kahraman tek başına ülkeler fetih etmiştir. En manidarı da Rambo hangi ülkeye girse ve oradaki kötü adamları etkisiz hale getirse, ABD kısa bir süre sonra o bölgeye askeri müdahaleyle demokrasi götürmüştür. Bu kadar SİHİRLİ KUTUDAN bahsedince aklımıza “Basın” nedir sorusu gelmektedir. Bu sorunun cevabını farklı kalıplar içerisinde tanımlamak mümkündür. En genel geçer tanımıyla Basın:  Toplumun bilgi, yani enformasyon alma özgürlüğüdür. Basın, temel itibariyle toplumu bilgilendirme aracı olarak oluşturulmuştur. Kitle iletişim araçları da, bu işlev için geliştirilmiştir. Basın ve kitle iletişim araçları toplumun bilgi alma, bilinçlendirme ihtiyacını karşılamak için kullanılır. Basın bu masum kalıplar içinden çıkmış ve yaygınlaştırılmıştır. Ya da bu masum kalıplar altında manipülasyon aracı haline getirmek için, enformasyon bombasına dönüştürülmüştür. Bu bize bilimin tanımını hatırlatıyor, bilimin çıkış noktası itibariyle insanlığa hizmet etmek, insan hayatını kolaylaştırmak içindir. Bilim sayesinde insanlar uçağı keşfetmiş (Keşfetmiş derim çünkü doğada var olanı, yani Allahın verdiği nimetler keşfedilir, yaratılamaz) uçakla, eskiden günlerce yolculuklardan sonra varılan yerlere, birkaç saat içinde varılmıştır. Ama daha sonra insanoğlu uçağı, savaş aracı olarak dizayn etmiş ve havadan yağmur gibi insanlara ölüm yağdırmıştır. Görüldüğü gibi başta masumane keşfedilen bir icat, silah haline devşirilmiştir. İletişim araçları da başta masumane keşfedilmiş ve daha sonra ülkeleri, toplumları dizayn eden bir savaş aracı haline getirilmiştir. Basın sayesinde ülkelerin siyasi politikaları, kültürleri, algıları diğer büyük devletler tarafından dizayn edilmiştir., Farklılıklar ortadan kaldırılmış, farklı renk ve tatlarla zengin dünyamız,  YENİ KURBAĞA DİLİYLE, KÜRESEL BİR KÖY olmuştur. Tüm damak tatları aynılaşmış, insanlar tek düzeleşmiş, basın küçük devletçiklerin sömürülmesi için zemin hazırlayan bir savaş aracı halini almıştır. Büyük devler ve kontrol merkezleri, uydu devletçiklere yapacakları askeri müdahaleler için, kendi halklarının gazını almak ve diğer dünyayı ötekileştirmek için basını ve basın araçlarını kullanmışlar, bu amaçlarla filmlerde komple teorileri canlandırılmışlar, sanal düşmanlar oluşturulmuşlar, dünyanın büyük tehdit altında olduğunun altı çizilmişlerdir. Sanal düşmanın saldırdığı bu dünyayı, aynı filmlerde, tutkulu bir aşk yumağıyla, kendi halklarından çıkan, onların dizayn ettiği bir kahramanla Hamburger eşliğinde, dünya kurtarılmışlardır. Daha sonra halkın psikolojisine yerleştirilen o sanal düşman tarafından, ikiz kuleler canlı yayında yıkılmış, SANAL DÜŞMAN “ETE KEMEĞE” bürünmüştür. Artık öteki niteliğinde karşıda, bir barbar terörist vardır. Bu da müdahale etme meşrutiyetini yaratmış demektir. Müdahalede bulunulan yerlerden savaş tazminatı olarak doğal kaynaklara el konulmuş, basın yayın araçları KOPYA MAKİNASI olarak kullanılmış, kendi kültürleri ve değerleri o bölgeye empoze edilmiştir. KOPYA MAKİNASI olarak tanımladığımız yeni dijital dünya, 21. yüzyılda Basınla birlikte güçler dengesini yeniden dizayn etmiş. Demokrasinin yapıtaşı olan güçler ayrılığı; yani yasama, yürütme ve yargının en tepesinde yerini alarak SİYASET’i dizayn eden bir yapıya kavuşmuştur. Basında bu kadar bahsedince akıllarda, şu soru şekilleniyor:  Dünya siyasetini her şeyden bağımsız basın mı dizayn ediyor? Bu soruya basın cevabını vermek, basına çok büyük şey atfetmek olur. Evet demokratik ülkelerin öğündüğü, üç ana güç ayrılığını “yasama, yürütme ve yargı”yı dizayn eden basındır. Ama basını da dizayn eden paradır, yani iktisadi güçtür. İktisadi gücü elinde bulunduranlar, şu döneme kadar bize her akşam şu şekilde seslendiler:  İyi akşamlar Türkiye, bizi izlemeye devam edin. Onları izlemeyi bırakan OSMANLI BARIŞININ MİMARLARI olan, Anadolu ve Balkan gençliği, 21. Yüzyılın son çeyreğinde, milli şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’in gençliğe seslenişi ile onlara seslenmekte ; Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhep, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik..