makaleler
Perşembe , 19 Ekim 2017
HABERLER

Yazar Arşivi: Aslıhan BAŞER

Çatışma, Çatışmayı Anlamak

Çatışma, Çatışmayı Anlamak

Çatışma Çözümleri(Conflict Resolution), Barış İnşası(Peacebuilding), Ülke İnşası (State Building), Ulus/Kimlik İnşası diğer konulara oranla uluslararası ilişkilerde daha yeni bilimlerdir. Yapılan çalışmalar genel olarak dış kaynaklı olup, yayınların büyük çoğunlu ingilizce olarak yapılmaktadır. Ülkemizde bu konularla ilgili yüksek lisan programlarının da genelde eğitim dili ingilizcedir.

Bu çalışma daha çok çatışma konusuna giriş şeklindedir. Çatışma ve Barış Çalışmaları son derece geniş açılı ve çok disiplinli çalışmalar olduğundan sık sık başka alanlardan çalışmalarla desteklenmiştir. Özellikle de psikoloji çatışma konusuna girişte en çok değineceğimiz alan olacaktır.

Çatışma Konusuna Giriş

Yer yüzünde her insanın birbirinden farklı bir hayat görüşü, bir amacı ve bir beklentisi vardır. Bazen bu çok farklı hayat görüşleri, amaçlar, istekler ve ihtiyaçlar bizi başka insanlarla karşı karşıya getirebilir.  Bu karşı karşı karşıya gelme durumu sırasında bir çatışma meydana gelir. Kaynakarın kıt olması ve insan doğası çatışmanın hiçbir şekilde son bulmasına izin vermez.

Çatışmalar basit bir eşler arası, komşular arası çatışmalar olabileceği gibi ülkeler arası gibi büyük boyutlarda da yaşanabilir. Çatışma çalışmaları genelde konuya bireyler arası çatışmalardan başlayarak konuya aydınlık getirmeye çalışır. Fakat çoğu üniversite genel olarak gruplar ve uluslararası çatışmalarla ilgilenir. İçsel çatışma ise tamamen psikolojinin bir ürünüdür. Biz de konuya kısa bir giriş yaptıktan sonra uluslararası çatışmalarla ilgileneceğiz.

Çatışma Nedir?

Çatışma en basit açıklaması ile uyumsuz amaçların bulunduğu ya da bulunduğuna inanılan en az iki grup arasındaki ilişkidir.

Başka bir tanımda ise çatışma; en az iki bağımsız grup arasındaki; uyumsuz amaçlar, kıt kaynaklar ve engellenme hissi sonucu ifade edilen mücadeledir[1].

Daha pek çok farklı tanım buraya eklenebilir.

Çatışmaların yaşanma şekli genel olarak;

-Bireyler arası

-Gruplar arası

-Uluslararası olarak kategorilendirilebilir.

Fakat bazı kaynaklarda gruplandırma;

-İçsel

-Bireylerarası

-Grup içi

-Gruplar arası

-Uluslararası şeklinde de yapılmaktadır.

Çatışma konusunda çalışmanın en zor yanlarından birisi de çok farklı ve çok sayıda yaklaşımların olmasıdır[2].

Çatışmanın Altında Yatan Sebepler

Çatışmanın altında yatan sebeplerle ilgili pek çok teori bulunmaktadır. Bu kategorilerden bazıları konulara göre ayrılmıştır, bazıları ise amaçlara ulaşılabilirliğe göre.

Hedefler üç gruba ayrılır. Uyumlu hedefler/amaçlar, Uyumsuz olanlar ve de farklı olmayanlar.

Yani eğer başka insanların amaçlarıyla çatışmayan hedeflerimiz varsa bunlar uyumlu hedeflerdir. Kimsenin hedefine/amacına ulaşmasına da engel değildir.

Uyumsuz hedefler ise sizin amacınıza ulaşmanız, bir başka insanın amacına ulaşmasına engel olmasıdır ve burada çatışma başlar. Mesela Bir çiftin sadece ya eve ya da arabaya yetecek kadar parası olması, kadının bu parayla ev almak, erkeğin ise bu parayla araba almak istemesedi gibi.

Farklı olmayan amaçlar ise, iki tarafında aynı şeyi istemesi ve sadece bir kişinin buna sahip olabilmesidir. Bu da çatışma yaratan bir unsurdur.İki ülkenin de aynı toprakları istemesi gibi.

Bazı teorisyenler bu amaçlara göre çatışma şeklini aynı zamanda Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 çatışma türleri olarak da adlandırmışlardır[3].

Kimlik, ahlaki beklentiler, hukuki meseleler, haklar, maddi olanakların üst kesimlerce paylaşılması gibi konular da başka teoriler arasında yer almaktadır.

Aynı zaman da İhtiyaçlar Teorisi ve de kıt kaynakların paylaşımının çatışmaya yol açtığına dair teoriler de bulunmaktadır.

Çatışma Davranışı

Çatışma ile ilgili yapılmış bazı tanımlarda da çatışma davranışından bahsedilir. Çatışma davranışı kısaca, tarafların uyuşmayan amaçlarına ulaşabilmek için ve/veya düşmanlıklarını göstermek için kullandıkları davranıştır[4].

Çatışma ve Şiddet

Genel olarak halk arası kullanımda çatışma ve şiddet sık sık birbirleri ile karıştırılan konulardır. Her çatışma şiddet içermek zorunda değildir. Fakat zaman zaman iki taraf arasındaki çatışma tırmandığında şiddet görelebilen bir durumdur. Ayrıca çatışmalar her zaman kötü değildir ve de her çatışma da şiddet içermez.

Pek çok psikolojik araştırmaya göre şiddet engellenme hissi ile birlikte gelir. Yani sosyo-ekonomik eşitsizlikler, sağlık sorunları, kültürel olarak kadın ve erkeğe biçilen roller, işsizlik, fakirlik, açlık ve benzeri durumlar insanlar üzerinde engellenme hissi yaratır, bu hissin gelişmesi ile de şiddet baş gösterir[5]. Şiddet her zaman için fiziksel olmak zorunda değildir. Yaşadığımız çevre, aldığımız eğitim ve sosyal statümüz genel olarak şiddetin başka yollarla kendisini göstermesine de sebep olabilir. O halde şiddet türleri nelerdir?

Şiddetin Türleri

Fiziksel şiddet: Genel olarak şiddet kelimesi geçtiğinde aklımıza gelen ilk şey fiziksel şiddettir. Yani insanın bedensel bütünlüğüne zarar verici, direk eyleme dayanan ve de sonrasında tıbbi izler bırakan şiddet türüdür.

Psikolojik şiddet: Dışarıdan görülmesi ve fark edilmesi çok zor olduğu için anlaşılması en zor olan fakat insan ruhu ve psikolojisi üzerinde çok büyük izler bırakır ve de insanları sağlıklı düşünmekten uzağa iter.

Kültürel şiddet: Kültürün çeşitli öğelerinde kendini gösteren şiddet türüdür. Böylece kültürün altında şiddeti kullanır ve de normal hale getiririz. Her kültürde saldırgan öğeler bulunur, bunlar ulusal marşlarda, bayraklarda, atasözlerinde ve daha pek çok alanda kendini gösterebilir.

Yapısal şiddet: Toplumda yer alan yapı ve kurumlarla ilgili bir şiddet türüdür. Bu şiddet türününde belirlenmesi çok kolay değildir çünkü sistemle beraber yer aldığı için toplum genelinde kanıksanmıştır

Çatışmanın Belirlenmesi

Çatışmanın Yokluğu; Uyumlu amaç ve uyumlu davranış olduğu zaman çatışmanın yokluğu söz konusunudur.

Gizli Çatışma; Çatışmaya sebep olacak nedenlerin varlığına işaret eder. Yani bu durumda uyumsuz amaçlar vardır fakat bir uyumsuz davranış yoktur. Dışarıdan bakıldığında gözle görülür bir çatışma belirlenemez.

Yüzeysel Çatışma; Uyumsuz davranış ve de uyumlu amaçların olduğu durumdur. Görünürde bir çatışma vardır fakat bu son derece yüzeysel ve de kökleri olmayan bir çatışmadır.

Açık Çatışma; Hem uyumsuz amaçların, hem de uyumsuz davranışın bulunduğu durumdur. Ortada açık bir çatışma vardır. Belirlenmesi en kolay çatışma türü de tabiki açık çatışmadır.

Çatışma Konusunda Farklı Yaklaşımlar

Çatışmanın Önlenmesi (Conflict Prevention); Çatışmaların şiddet içeren çatışmaya dönmesini engellemek üzere oluşturulan bir yaklaşımdır.

Çatışmanın Düzenlenmesi (Conflict  Settlement); Çatışmaları barış anlaşmaları ile sonlandırmayı hedefler.

Çatışma Çözümü; Üçüncü tarafların müdahalesinin yüksek olduğu bir yaklaşımdır, genel olarak çatışmanın nedenlerini bularak ilişkileri yeniden inşa etmeye odaklanır.

Çatışma Yönetimi; Üçüncü tarafların çatışmaya dahil olarak çatışmayı sınırlamak, durdurmak ve de şiddeti engelleyerek, insanların zarar görmesini en aza indirmeyi hedefleyen stratejilerden oluşur.

Çatışmanın Dönüştürülmesi; Çatışmaya konu olan sosyal ve politik yapıların dönüştürülerek olumlulaştırılmasıdır[7].

Sonuç

Dünya üzerinde özellikle uluslararası yaşanan ya da sivil savaş olarak kendisini gösteren çok sayıda çatışma vardır. Bu çatışmalara üçüncü tarafların dahil olması günümüzde çatışma ve barış alanları içerisinde kullanılan formüllerden biri haline gelmiştir.

Özellikle tarafların olaylara objectif bakamayacağı, şiddet içeren çatışmalardan sonra görülen devletin bütün kurumlarında yaşanan kapasite boşluğu, güvenlik ve acil yardım ihtiyacı gibi konular üçüncü tarafların çatışmaya müdahil olma sebeplerindendir.

Yukarıda belirttiğimiz teoriler ve de yaklaşımlar çatışma ve barış çalışmaları alanın da yapılmış çalışmalardan sadece bazılarıdır. Ciddi anlamda çok sayı da çatışma teorisi ve de ilgilendikleri alanlara göre çok sayıda da yaklaşım bulunmaktadır.

Önemli olan olayları detaylı analiz edip, görülen ve de görülemeyen nedenleri iyice kavrayıp ve de her olayın tek ve benzersiz olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerektiğidir.

Günümüzde barış operasyonlarında kullanılan belli başlı bazı formüller vardır. Bu formüllerin ne kadar işe yaradığı ulaşılmak istenilen durumdan ne kadar uzakta olunduğuna göre değişmektedir yani tartışmalı bir konudur. Üstelik de çok büyük çatışmalardan sonra çatışmanın çözülmesi kolay ve de hızlı gerçekleştirilebilecek bir durum hiç değildir.

Çatışmayı ve doğasını anlamak, iyi bir çatışma analizi yapmak ve de çatışmadan çıkmış halkın psikolojisini, kültürünü ve neye hazır olup, olmadıklarını kavrayabilirsek çatışmaları uzun süreli barışa döndürme konusunda daha başarılı olacağımıza inanıyoruz.

 

[1] Using Conflict Theory, Otomar J. Bartos University of Colorado at Boulder, Paul Wehr University of Colorado at Boulder, CAMBRIDGE UNIVERSITY PRESS, © Otomar J. Bartos, Paul Wehr 2002

 

[2] Non Violent Conflict Transformation Training Manual, Mischnick Ruth, KURVE Wustrow, S: 21-38

[3] The Structure of Conflict , Clyde H. Coombs The University of Michigan, George S. Avrunin The University of Massachusetts, LAWRENCE ERLBAUM ASSOCIATES, PUBLISHERS, 1988 Hillsdale, New Jersey Hove and London

 

[4] Using Conflict Theory, Otomar J. Bartos University of Colorado at Boulder, Paul Wehr University of Colorado at Boulder, CAMBRIDGE UNIVERSITY PRESS, © Otomar J. Bartos, Paul Wehr 2002

[5]Personality, Burger Jerry M.,Kaknüs Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2006, S: 214-220

[6] Working With Conflict Skils and Strategies for Action, Fisher Simon and Others, ZED Books , New York-USA, 2000, S: 3-15

[7] Barış İnşası Kuram ve Uygulaması, ÖZERDEM Alpaslan, Nobel Yayınevi, Ankara, Kasım 2013

Petrol Fiyatlarının Düşüşü ve APEC

Rusya, Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ve Ukrayna’da yaşanan krizlerden beri Batı yaptırımlarının etkisi altında. Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği’nin ortak aldığı kararlar sonucunda Rusya’ya bir takım ekonomik yaptırımlar uygulanmakta. Aylar sonra Rusya, ekonomik sıkıntının gündelik hayata yansıyan yansıması ile sorunun ciddiyetinin farkına günden güne daha çok varmakta. Fakat bu ekonomik zorlukların tam nedeni konusunda Ruslar bir fikir birliğine varabilmiş değiller. Yani kötüye giden ekonominin tam olarak sebebi düşen petrol fiyatları, Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ya da ekonomik yaptırımlar olabilir ama büyük ihtimalle de hepsinin ortak bir sonucu[1].

Rusya, ABD[2] ve AB tarafından uygulanan diplomatik, ekonomik ve dolaşımla ilgili yaptırımlar uygulamakta. Ekonomik yaptırımlar Rusya’nın devlet bankalarına, en önemli enerji şirketlerine ve savunma şirketlerine karşı uygulanmakta[3].

Düşen Petrol Fiyatları ve Yaptırımların Ekonomik Anlamı

Sanayileşme ve gelişen teknolojinin günlük hayattaki kullanımının artması ile birlikte Rusya elindeki büyük enerji kaynaklarını politikada etkin bir aktör olarak kullanmaya başlamıştır. Rusya, uzun yıllardan beri enerji sektörünü batıya ve diğer ülkelere karşı yeri geldiğinde koz olarak kullanmakta ama en çok da ekonomisinin temel taşı olarak enerji sektörünü görmektedir. Bu hem avantaj hem de dezavantaj olan durum şu anda Rusya’ya zor zamanlar yaşatmaktadır. Ukrayna krizi ve beraberinde gelen yaptırımlar sonucunda Rusya ekonomisi sarsılmış fakat düşen petrol fiyatları ile birlikte iyice zor bir duruma girmiştir. Doğal gazla birlikte son derece yüksek oranlarda petrole de sahip olan Rusya EIA(US Energy Information Administration/ Birleşik Devletler Enerji Bilgilendirme İdaresi) verilerine göre en fazla petrol ihraç eden ikinci ülkedir.[4] Yine aynı kurumun verilerine göre 2013 yılında Rusya’nın ekonomisinin %68’i enerji sektörüne dayanmaktadır.[5]

Ukrayna ve Düşen Petrol Fiyatlarına Karşı Önlem

Ekonomi kötüye gidiyor olsa da Rusya bu konuda önlemler almaya hazırlanıyor. Bölgesel ekonomik iş birliğini artırmak isteyen Rusya APEC (Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği) süresince bölge ülkeleri ile işbirliği anlaşmaları yapmak üzere görüşmelerde bulundu. APEC sonrasında da bölge ülkeleri ile ikili anlaşmalar için görüşmeye giden Rusya ekonomik sarsıntıya karşı önlem almakta kararlı.

Çin ve Japonya ile ikili anlaşmalar ve teknoloji paylaşımı konusunda işbirliğinin artırılması üzerine toplantılar yapıldı. Türkiye, Pakistan, Kuzey Kore ve Hindistan, Rusya’nın APEC dışı iletişim kurduğu ve ekonomik anlaşmalar yaptığı ülkeler arasında.  APEC sonrası yeni stratejisini son hızla sürdüren Putin aynı zamanda yeni dış politikasının ana hatlarını gözler önüne sermiş oldu.

Batı ile arasında bir yarışmanın olmadığı ve de Ukrayna konusunda geri adım atmayacağını belirten Putin amacının yeni bir Demir Perde Bloğu yaratmak olmadığına özellikle  değindi. Ukrayna konusunda kendilerinin de söz hakkı olduğunu belirten Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin yeni dengeler kurarak krizi atlatmaya çalışıyor.

APEC sırasında en dikkat çeken adımlar ise Putin ve Obama’nın arasındaki iletişim, Japonya, Çin ile ekonomi, enerji ve teknoloji üzerine yapılan anlaşmalar oldu.[6]

Rusya ve APEC

APEC oturumları sırasında Japonya Devet Başkanı Shinzo Abe ile de özel bir görüşme yapan Putin ekonomik ve teknolojik olarak ilişkileri geliştirmek üzerine anlaştı[7]. Çin ve Japonya arasındaki Senkaku adaları sorunu ve Japonya’nın hala dış politik açısından ABD’ye bağımlı olması Rusya ve Japonya arasında sıkı bir ittifakın kurulamayacağının birer göstergesi. Ayrıca Rusya ve Japonya arasında devam eden Kuril adaları sorunu da konu ile ilgili diğer bir etken.  Putin ve Abe bu konuya da değinerek sorunun en kısa zamanda bir çözüme ulaştırılması konusunda ki dileklerini de bildirdiler[8].

Bölgesel gerginlik ve rekabetler Asya ülkeleri arasında sıkı iş birlikleri ve ittifak kurmalarını engellese de ekonomik anlaşmalarla ilk adımların atılması son derece yerinde ve yumuşak bir adım olarak değerlendirilebilir.

Çin ile enerji konusunda işbirliği anlaşması imzalayan Rusya ikinci doğal gaz tedarik hattının inşası konusunda da anlaşmış oldu. 400 milyar dolarlık ilk tedarik hattı anlaşmasından sonra, Rusya ve Çin’in ikinci önemli enerji adımı iki ülkeyi ekonomik olarak birbirine daha da yaklaştırmış bulunmakta.[9]

Sonuç

Rusya, ekonomisini ve Batı karşısındaki gücünü koruyabilmek için her türlü yöntemi deniyor. Petrol fiyatlarının düşmesi ve bunun ekonomik yaptırımlarla birleşmesi ile beraber rublenin düşüşü hızlandı ve son yılların en büyük düşüşünü yaşadı. Ruble’nin düşüşünün turizmi artırması bekleniyor fakat Rusya’nın bundan çok daha fazlasına ihtiyacı var. Merkez Bankası ruble için uyarılarda bulundu ve yeni ekonomi politikaları geliştiriliyor. Batı tarafından abartılı bir şekilde başarılı olduklarına dair bir inanç yer alsa da zaten hiçbir zaman çok iyi bir ekonomisi olmamış olan Rusya bu durumu aynı karamsarlıkla karşılamıyor olabilir.

Rusya’nın halk yapısının farklı olması ve eski Sovyet ülkeleri ile olan yakın ilişkilerle kültürel bağları ve Putin’in yaptığı son hamleler ile Rusya’nın ekonomik krizden çok sarsılmadan çıkması söz konusu olabilir. Tabi ki de bu durum Rusya’nın ikili ekonomik anlaşmaları ne kadar başarılı yürütebildiği ve bu anlaşmaların meyvelerini ne kadar sürede toplamaya başlayabileceği ile yakından ilintili. Rusya’da bir İran örneğinde olduğu gibi yıllarca göreli olarak daha kötü koşullarda ve de bu koşullardan beklenenden daha az etkilenerek yaşayabilir.

Yine Rusya’nın ekonomisini düzeltmek amacıyla diğer bölge ülkeleriyle yarattığı uzun dönemli karşılıklı ekonomik bağımlılık uzun vadede Rusya’nın daha da güçlü bir aktör olarak dönüş yapmasına yol açabilir. Alışılmışın dışındaki ekonomik partnerler belki yakın zamanda değil fakat mutlaka bir gün Rusya’nın ekonomisini canlandıracaktır.

Kanımca sonuç her ne olursa olsun Rusya için yazılan felaket senaryoları çok da gerçekçi bir izlenim taşımamaktadır. Sahip olduğu büyük potansiyel ve de ne olursa olsun elinde tuttuğu enerji kartı Rusya’yı muhtemel bir felaket senaryosundan koruyacaktır. Rusya için zor günlerin yaşandığı ve de yaşanacağı kesin fakat mutlak bir felaketten de son derece uzak.

 

 

[1] http://www.themoscowtimes.com/business/article/russians-divided-on-whether-to-blame-sanctions-oil-or-crimea-for-economic-hardship/512015.html

[2] http://sputniknews.com/trend/sanctions_against_russia_2014/

[3] http://europa.eu/newsroom/highlights/special-coverage/eu_sanctions/index_en.htm

[4] http://www.eia.gov/countries/index.cfm?topL=exp

[5] http://www.eia.gov/todayinenergy/detail.cfm?id=17231

[6] http://www.wsj.com/articles/tension-between-russia-and-u-s-on-display-at-apec-forum-in-beijing-1409653613

[7] http://www.wsj.com/articles/abe-putin-meet-ahead-of-apec-summit-1415560145

[8] http://thediplomat.com/2014/11/why-russia-and-japan-are-making-nice/

[9] http://www.voanews.com/content/russia-china-sign-energy-deal-at-apec-summit/2513909.html

Putin ve Yeni Rusya Dış Siyaseti

Rusya ve Putin’in birkaç yıldır izlediği politikalar genel olarak batılı ülkeler tarafından şiddetli bir şekilde eleştirildi. Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ve ardından yaşanan olaylar, Putin’in argümanlarından birinin mevcut Rus azınlığın haklarının korunması  olması, Çarlık Rusya’sı veya Sovyetler Birliği’ne duyulan özlem olarak yayınlandı. Bazı batılı sitelerde yayınlanan makaleler Putin’in hayatına ışık tutarken, aslında KGB’de çok da önemli bir yeri olmadığını, hatta eşcinsel eğilimlere sahip olduğunun tahmin edildiği gibi noktalar kalın çizgilerle vurguladı[1].  Elbette ki Rusya Federasyon’un da Putin taraftarı kadar karşıtıda var. Karşıtları Putin’i kendisini çar olarak görmekle suçlarken batılı akademisyenlerin ve ya düşünce kuruluşlarının bu kadar sert saldırılarda bulunması konuyla uzaktan yakından ilgilenen kimsenin dikkatinden kaçmamıştır.

Çarist, Sovyetlerci veya Putin’in kendisine özgü siyaseti mi? Bu adlandırmalar veya yakıştırmalar ne kadar doğru? Son birkaç yılda Rusya’nın siyaset sahnesinde bu kadar sivrilmesinin nedenleri nelerdir? Bu makalemizde bu bilgilere kısa ve genel bir bakış atacağız.

Putin Dönemi Siyasetinin Zaman İçerisindeki Genel Hatları

1999’da yönetime geldiğinde, Sovyet sonrası, batıya dönük politikalar izlemeye başlamıştı Putin. Serbest piyasa ekonomisine hızlı geçişin yaşattığı hızlı ekonomik büyüme ve Yeltsin zamanında hazırlanan planların değiştirilmeden uygulanmaya devam etmesi Rusya’da dengeli ve hızlı ekonomik büyümeyi de beraberinde getirdi[2].

Elbette ki Rusya’nın da Sovyet’ler döneminden kalma bir çevre ülkeler hassasiyeti bulunmaktadır. Bu çevre BDT(Bağımsız Devletler Topluluğu) adı altında toplanmış ülkelerin genelinden oluşsa da, tarihsel bağlardan ötürü Ukrayna’nın son derece farklı bir yeri vardır.

Aşağıdaki alıntı Sergey Khrushchev tarafından Kırım sorunu üzerine yazılmış “Crime:Whose Land is This Part 2” isimli makaleden alınmıştır. Alıntıda ifade edilenler ise;

Başkan Vladimir Putin’e ithaf edilen suçlamalar ve hakaretler, bunun üzerine düşünelim. Yirmibeş yıl önce Mikhail Gorbachev Batıya dönük politikalar izlemeye başladı, batı değerlerine bağlılığını ifade ederek ABD ile dostane ilişkiler kurdu, ardından Boris Yeltsin aynı politikaları izledi ve sonra Putin’de ilk yıllarında aynı politikayı izledi.

ABD, Rusya’ya ne yazılı ne de sözlü olarak verdiği sözlerin hiç birini yerine getirmedi. NATO’nun Doğu Avrupa’ya girmeyeceğine söz vermişlerdi, şimdi ne yapıyorlar? Rusya ABD’yi Irak’la savaş konusunda hatta Libya’ya rejim değişikliği için müdahele konusunda bile destek verdi. Sonuç oarak ise Rus şirketleri bu ülkelerden çıkartıldı.

And as for the accusations and insults thrown at President Vladimir Putin, let’s think about them. Twenty-five years ago, his predecessor Mikhail Gorbachev turned his face westward, declared his adherence to Western values and friendship with the US. Boris Yeltsin followed the same policies, and even Putin in his early years did so.

The US did not abide by any of its promises to Russia, neither the written ones, nor the spoken ones. They promised that NATO would not enter Eastern Europe, and what is the reality today? Russia supported the US war on Iraq and even the intervention in Libya aiming at regime change. As a result, Russian companies have been squeezed out of the markets of these countries.”[3]

Rusya’nın hasta olduğu noktalara uzun bir süre Batılı müdahaleler yapılmadı. Ta ki  önce Gürcistan’da sonra da Ukrayna’da Batı taraftarı başkanlar seçilip, NATO ve Avrupa Birliği bölgeye el atmaya çalışana kadar.

2003 yılında Gül Devrimi ile beraber başkanlığa gelen Saakashvili, Rusya ile kuvvetli bağları bulunan Abhazya ve Güney Osetya bölgelerinin tamamen kontrol altına almak istedi. İlk başta bölgesel olan bu sorun, Rusya’nın hassasiyetlerini göz önüne almayarak artı Batılı ülkelerden destek alma eylemlerinin gerçekleşmesi ile uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

Bu dönemde Putin, Yeltsin zamanından kalma aşırı liberal ekonomik açılımları dizginlemiş ve hassasiyet bölgeleri üzerine yoğunlaşmıştır. Gürcistan’nın NATO’ya üye olmak istemesi Rusya için kabul edilemez bir durumdur. Her ne kadar Sovyetler Birliği yıkılmış ve de düşmanlıklar bitmiş gibi görünse de eskiden kalma sorunlar çözüme ulaşmamıştır. Yine Rusya gibi büyük ve güçlü ülke güvenmediği güçlerin tam arkasında olmasını katiyen istemeyecektir. Bu Küba sorunu ile neredeyse birebir tehdit içeren bir unsurdur Rusya için. Rusya değişmek de olan siyaset yapısını göstermek ve hassas olduğu bölgelerin altını çizmek için Gürcistan’a asker yollamıştır[4].

Gürcistan’la yaşanan sorun, Batı özellikle de ABD ile karşılıklı hassasiyetin dikkate alınmadığı ilişkiler Rusya’yı dikkatli olmaya ve de bölge üzerinde tam kontrol sağlamaya itmiştir. Doğal Gaz tekelinin oluşması ise bu politikalardan biridir. Enerji son yılların en büyük tehdit kaynağı olmuş ve de Rusya’dan giden boru hatları Avrupa’ya büyük miktarlarda enerji sağlamaktadır.

Ukrayna’da yıllardır süren iç sorunlar ve dengesizlik, ülkenin Rusya yanlısı ve Batı yanlısı olarak ikiye bölünmüşlüğü önce Turuncu Devrime ardından bir dizi huzursuzluğa ve son olarak Euro Maidan olaylarına yol açmıştır. Bu arada ülkenin Avrupa Birliği ve NATO’ya girmeye çalışması Putin tarafından sınırları aşmak olarak yorumlanmıştır. Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ile gerilen olaylar ve Batı ülkelerinin Ukrayna’yı korumaktan aciz olması, yeni komplo teorilerinin gelişmesine ve de Rusya’nın yeni tehdit olduğu yönünde bir dizi açıklamalara ve de kamuoyu yaratma çalışmalarına sahne olmuştur[5].

Kırım esasen kimin toprağıdır tartışmaları beraberinde gelmiş fakat Ukrayna ve Rusya’nın birleşik yapısı, Ukrayna’nın bugünkü sınırlarını Sovyetler döneminde alması ve de aradaki 300 yıllık Osmanlı hakimiyeti ve Cengiz Han’ın Kırım’ı yakıp yıktığı ve de terk edilmiş topraklar olarak bıraktığı iki yüz küsür yıl sayılmazsa genel olarak yoğun bir Rus hakimiyetinden bahsetmek mümkündür. Fakat sonraları bu konu tartışma konusu olmaktan çıkmıştır.

Kırım ile beraber iyice Batı ile restleşen Putin artık yeni dış politikalarını tamamen uygulamaya koymuştur ve politika genel hatları ile patriotizmdir. Yurtseverlik olarak da çevrilebilecek bu kavram aslında bir nevi öze dönüş kendine dönüş olarak tanımlanabilir.[6]

Vladimir Ryzhkov Putin’in yeni siyaset gündemini 7 madde ile açıklamıştır. Bunlardan ilki Kremlin’le Batı arasındaki güven ortaklığının kalktığı yönündedir. Ukrayna’nın Avrupa Birliği ve NATO üyesi olma yolundaki destekleri güven ortaklığını yıkan son olaydır. İkinci madde ise Rusya’nın kendisini ne Avrupa ne de Avro Atlantik içerisinde gördüğü ile ilgilidir. Rusya tamamen kendi yönünü kendi belirlemeyecektir.

Üçüncü madde olarak Rusya’nın uluslararası hukuk ve hukuk kurallarına güveni kalmadığı ile ilgilidir. Güçlü ülkeler kuralları istedikleri gibi koyma ve ya uygulama hakkına sahiptir. Dördüncü olarak da Putin’in politikalarının sadece tarihi mirasının olduğu yerleri kapsadığı ve Estonya, Letonya, Litvanya’nın mevcut durumlarından ötürü bu politikaların dışında kaldığı belirtilmiştir. Diğer bir madde ise etki alanları ve kırmızı hatlarla ilgilidir. Güçlü ülkelerin etki alanlarının dokunulmazlığı konusunda tarafsızlık ve ülkelerin bu alanları koruma yetkilerinin olması gerektiği.

Son iki madde ise mevcut dünya düzenine karşı belirlenmiş maddelerdir.Yani uluslalararası örgütlerin(Batılı örgütlerin) işlerliği ve varlığı sorgulanmış ve rollerinin azaltılması gerektiği vurgulanmıştır. Son madde ise güçlü ülkelerin dünya düzenin değiştirme hakkı olduğu ile ilgilidir.[7]

Sonuç ve Yorum

Rusya büyük ve güçlü bir ülkedir. Birleşmiş Miller’deki konumu, BDT ve Shangai İşbirliği Örgütün’deki konumu, doğalgaz konusunda elinin güçlü olması Rusya’yı öncelikle bölgesinde sonra da diğer ülkeler arasında son derece güçlü bir konumda tutuyor.

Bunca yıl pasif sayılabilecek bir dış siyaset izledikten sonra bir anda keskin bir dönüş yapmış gibi görünmesine karşın Rusya yıllar içerisinde hassasiyet bölgelerini ard arda belirtmiş, NATO ve AB’nin bu bölgelere yakınlaşmasını istemediğini dile getirmiştir. Yavaş yavaş sertleşen politikaları Kırım sorunu ile bir dönüm noktasına ulaşmış ve de yeni bir dünya düzeni hakkında konuşulur olmuştur. Rusya hassas olduğu konularda uzlaşmacı bir tavır izlemeyeceğini belirterek, kendi bölgesel hegomonyasına dönük her türlü tehdit ve saldırıya karşı sert önlemler alacağını da göstermiştir.

Bir şey kesindir ki Putin’in uzlaşmayı reddeden tavrı tarafların daha dikkatli ve sağlam adımlar atmasına sebep olacaktır. Putin şu ana kadar ki uluslararası siyaseti iyi okumuş ve ince hesaplar sonucunda, taraflardan gelecek tepkileri de göz önünde bulundurarak ince bir hamleyle Kırım’ı Rusya’ya bağlamıştır. Nitekim bu başarı özgüveni artırsa da Rusya içerisinde de bölünmelere yol açmıştır. Bir kısım Putin’i sonsuz bir şekilde desteklerken bir kısım da ülke ekonomisinin ve de yapısının bunu  kaldıramayacağını vurgulamaktadır.

Destekleyen kısım Rusya’nın büyük bir potansiyeli olduğu halde sürekli batı karşısında yaşanan psikolojik yenilmişlik duygusunun tersine çevirildiğini düşündüğü için Putin’in politikalarını sonuna kadar desteklemektedir.

Desteklemeyenler ise güçlü bir dış politika için ülke içerisinde ki özgürlüklerin yavaş yavaş rafa kalktığını öne sürerek, Rusya’nın anti demokratik bir sürece doğru yol aldığını ve bu tür kararların alınarak Batı ile sürekli restleşilmesi halinde ekonomik çöküşün geleceğini vurgulamaktadırlar. Medya kuruluşlarının devlet kontrolü ve baskısı altında olması özgürlükler konusunda en çok dikkat çeken sorundur[8].

Şu bilinen bir gerçektir ki bu güne kadar Rusya uluslararası arenada gücünü sonuna kadar kullanmış değildir. Fakat güç kullanımı son derece dikkatli iç ve dış siyaset hesaplamaları gerektirmektedir. Ülke içerisinde hala ikna edilmeyi bekleyen bir kesim bulunmaktadır.

ABD’nin Latin Amerika’yı arka bahçesi olarak gören siyasetinden sonra Rusya’nın hassasiyet bölgelerinden bahsetmesi son derece doğaldır. Hatta Rusya için hassasiyet bölgeleri çok daha fazla önem taşımaktadır. Rusya politikaları kendi geleceği son derece mantıklıdır fakat bir o kadar da tehlikelidir. Yeni dünya düzeninden bahsederken, zaten son derece karışık olan siyasal ortam göz önünde bulundurulmalı ve getirebileceği sonuçların ağırlığı da hesaplanmalıdır. Eğer Rusya iç desteğini de sağlayabilirse son derece kendi yararına olan sonuçlar elde edebilir.

 

[1] http://www.mediaite.com/tv/bill-maher-tells-pussy-riot-he-thinks-putin-might-be-gay/

[2] http://www.iie.com/publications/papers/paper.cfm?ResearchID=974

[3] http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2014/03/crimea-whose-land-this-part-2-20143207314516116.html

[4] http://www.usak.org.tr/dosyalar/dergi/uQ413d7Damy7HYgrklvQ10NvCykJYR.pdf

[5] http://www.bbc.com/news/world-europe-25182823

[6] http://www.foreignpolicy.com/articles/2014/04/21/putin_s_empire_of_the_mind_russia_geopolitics

[7] http://www.interpretermag.com/putins-new-foreign-policy-doctrine-points-to-a-hobbesian-world-ryzhkov-says/

[8] http://www.project-syndicate.org/commentary/maxim-trudolyubov-provides-a-glimpse-into-the-mindset-that-is-fueling-ordinary-russians–support-for-their-president

Budapeşte Memorandumu ve Ukrayna Krizi Gölgesinde Nükleer Silahlara Yeni Bir Bakış

İnsanlık tarihi boyunca medeniyetler kurmuş, medeniyetler yıkmış, göç etmiş ve birbirleriyle karışarak yeni bilgiler öğrenmişlerdir. Tarih boyunca yer değiştiren birbirleriyle karışan medeniyetler, yüzyılların getirdiği fikirler ve yeni akımlar karşısında şekillenmişlerdir. Çoğu zaman bu değişim ve şekillenmeler sancılı olur ve de arkasında pek çok çözümlenmemiş sorun bırakır.

Bu makalemizde Ukrayna Krizi ile gündeme gelen nükleer silahlara ve de Budapeşte Memorandumuna kısaca göz atacağız. Nükleer silahların yapısı, işleyişine göz atarak  caydırılık konusunda ki yeni tartışmalara bir ışık tutmaya çalışacağız.

Nükleer Silahların Tarihi

Nükleer Silahlar; nükleer enerjiye dayanan ve büyük yıkım gücüne sahip bomba, füze (roket) vb türdeki silahlardır. İlk kez ABD tarafından atom bombası biçiminde üretilmiştir. Amerika’nın Japonya’ya 2 adet atom bombası atmasıyla tarih sahnesine giren nükleer silahların biri uranyum diğeri de plütonyum içeriyordu. Günümüzde nükleer bombalar,  yalnızca bombardıman uçaklarından atılan bombalar değildir; nükleer başlıklı ve çok başlıklı füzeler (MIRV-MARV vb), denizaltılardan ve karadan-karaya atılan stratejik nükleer silahlar (IC BM-SLBM vb),  özel nükleer mermi fırlatan toplar, nükleer mayınlar gibi çok çeşitli silahlar vardır. İlk kez ABD’nin (1945) geliştirdiği nükleer silahlara, 1949’da SSCB, ardından İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti de sahip olmuştur.[1] Bu 5 nükleer devlete,  geri bir teknolojiyle de olsa Hindistan da eklendi. Ayrıca İsrail, Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Pakistan nükleer silah yapabilme aşamasındadır. Teknoloji ve de bilginin yayılması ile pek çok ülke daha nükleer silah geliştirme kapasitesine gelmiştir.

Manhattan Projesi

Manhattan Projesi atom bombası olarak adlandırılan nükleer silahların ilk doğduğu ve sonra hızla yayılmasına sebep olan projedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in yükselişi savaşı çok farklı boyutlara sürüklemiş ve bütün dünya Almanya’dan gelecek olan yeni saldırılara karşı koyabilme düşüncesini taşımaktaydı.

İşte bu sırada Kayzer Wilhemn Enstitüsünde çalışan Alman bilim adamları tarafından atom parçalanması gerçekleştirilmişti fakat daha tam olarak ne bulunduğu bilinemiyordu. Aynı Hitler’in Yahudi karşıtı tutumu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamış ve Yahudilerle çalışan herkes baskı altına alınmaktaydı. Almanya’nın Avusturya’yı işgali ile Avusturya vatandaşı Yahudilerde hedef haline geldi ve atomu parçalayan Otto Hahn ve Lise Meitner büyük baskılar almaya başladı ve Lise Meitner Yahudi olduğu için ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. İsveç’ten yazışmaları devam ederken bu bilimsel buluş ortaya çıkmıştır[2].

Bu gelişmeler ışığı altında Amerika Birleşik Devletleri tarafından Manhattan Projesi isimli bir proje başlatılmış ve bir çok bilim adamı bu projede büyük gizlilikler içinde görev almıştır. Tam olarak ne bulduklarını bilmeyen bilim adamları tarihin ilk atom bombasını yapmış ve denemesini de 16 Temmuz 1945 de New Meksiko eyaletinde Alamogordo çölünde yapmıştır. Trinity adı verilen ilk atom bombası denemesi başarıyla sonuçlanmış ve diğer iki atom bombaları Japonya üzerine atılmıştır[3].

Japonya’da elde edilen sonuçlar atom bombasının ne kadar tahrip gücü yüksek ve yok edici bir silah olduğunu göstermiştir. Böylelikle Manhattan Projesi tarihin ilk atom bombasını üretmiş ve denemiştir.

Nükleer Silah Nedir?

Nükleer silahlar bir atomun parçalanması yani fisyon tepkime ya da iki atomun birleşmesiyle, füzyon tepkime ile tahrip gücü oluşturan silahlardır. Fisyon tepkimeye sahip nükleer silahlara atom bombası füzyon tepkimeye sahip silahlara ise termonükleer bomba ya da hidrojen bombası denir. Her iki bomba türü de aynı sonuçları yarattığı için nükleer silahlar şeklinde anılmaktadırlar. Bu silahların elde edilebilmesi için bir fisil maddeye yani bölünebilir maddeye ihtiyaç vardır. Fisil madde fisyon başına nötron üretir. Fakat bu tepkimeden kaçan nötronlarda vardır. Nötronların tepkimeden kaçması patlamayı gerçekleştirmez. Asıl patlama bu kaçan nötronların sıkıştırılması sonucu oluşur. Nötronların sıkıştırılması ile patlayan ve geometrik dizimi ile asıl tahribat gücünü oluşturan fisil maddedir[4].  Nükleer bombalarda kullanılabilecek fisil maddeler uranyum ve plütonyumdur. Fakat günümüzde en çok tercih edileni, plütonyumdur. Uranyum ve toryum çok fazla radyoaktif atık bıraktığından ve zenginleştirme işlemi ileri teknoloji gerektirdiği gibi pahalı da olan bir fisil maddedir. Nükleer silahlara sahip olan bütün ülkelerin bombaları plütonyumdan yapılmıştır. Nötronların sızmasını engelleyen en iyi geometrik şekil küredir. Küre şekli nötron sızıntısını en aza indirgeyerek zincirleme reaksiyon oluşturur ve bu da patlamanın şiddetini ve tahribatını artırır. Bu yüzden fisil maddenin geometrik dizimi çok önemlidir[5].

Fakat sadece fisil madde ve maddenin geometrik dizimi yetmez aynı zamanda bombayı ateşleyecek koordinasyon sistemi ateşleme konusunda da uzmanlaşılması gerekmektedir.

Zamanla nükleer teknolojinin gelişmesiyle bu teknoloji kullanılarak yapılan silahlar daha etkili ve farklı biçimler almaya başlamıştır. Bu da askeri alanda kullanımını artırmış ve bomba dışında çok boyutlu silahlar haline gelmişlerdir.

Nükleer Silahların Nitelikleri

Peki nükleer silahları bu kadar cazip kılan özellikleri nelerdir? Çok daha küçük bir bombayla çok daha yıkıcı sonuçlar alınabilen bu tehlikeli silahlar askeri açıdan karşı tarafı yerle bir etmek için son derece idealdir. Bu silahların en iyi özellikleri birim ağırlıkları başına, patlaması sırasında ortaya çıkarttıkları enerjidir. Bir bombanın patlaması sonucunda ortaya çıkan enerji, çok kısa bir süre içinde, yakın çevresindeki ortamı ısıtarak bir şok dalgası yaratır. Bu şok dalgası, çevreye zarar verir. Bir bombanın tahrip gücü, patlama sonucu çevreye eşit derecede zarar verecek kimyasal bir patlayıcı olan trinitro-tolüen’ in (TNT) ağırlığı cinsinden verilir. Kimyasal patlayıcıların çevreye verebileceği zarar ile nükleer bir patlayıcının vereceği zarar arasında binler veya milyona ulaşabilecek kadar fark bulunur[6].

Yapılışı ve çalışma ilkeleri de nükleer silahın neden çok cazip olduğunu ortaya koymaktadır. Çok gelişmiş teknolojiye rağmen tahribat gücünün üstünlüğü ve karşı tarafın halkını tamamen yıpratacak ve gelecek nesilleri bile etkileyecek kadar güçlü bir silahtır.

Yeni Nesil Nükleer Silahlar

Gelişen teknolojiyle birlikte silah sanayisi ve teknolojisi de son derece gelişmiştir. Artık cebe sığabilecek küçük bombalardan devasa füze sistemlerine kadar çok çeşitli silah, bomba ve füze sistemleri vardır. İşte nükleer silahlarda artık tüm bu silahlara göre dizayn edilebilen, dönüştürülebilen silahlar olmuşlardır. Nükleer silahlarda öldürücülüklerine değişirler.

Kirli bombalar; Kirli bomba olarak da bilinen Radyolojik dağılma aygıtının patlatılması; Radyasyon nedenli ölümlere yol açma olasılığı düşük olmakla birlikte, psikolojik travmalara ve yüksek enkaz kaldırma, temizlik maliyetleri de dahil olmak üzere olumsuz ekonomik etkilere yol açan bir bomba türüdür. Patlamayla etrafa saçılan nesneler tehlikelidir ve uzun vadede yükselen kanser riski gözlenmektedir. Radyasyon hastalığının gerçekleşmesi olasılığı düşük olmakla birlikte sonraki nesiller için son derece tehlikeli sonuçlar doğurur. Yaralanmanın şiddeti patlamaya, basınca olan yakınlığa, maruz kalınan süreye ve radyoaktif malzemenin türüne bağlıdır[7].

Nükleer Silah Sistemleri ise “sac ayağı” olarak tanımlanan, bir üçlü sistemden oluşur. İlk sistem, düşmanın Kıtalar Arası Balistik Füze (KABF) silolarını hedef alan KABF sistemidir. Bu sistem, planlanmış bir saldırıda ya da saldırı karşısında savunma amacı ile kullanılabilmektedir. Bir nükleer savaşın ilk yirmi dakikasında, KABF’ lerin çoğunluğunun imha edilmesi ve bunların çevreye çok büyük zararlar vermesi olasılığına karşılık, daha çok intikam alma amacına yönelik olan Denizaltından Atılan Balistik Füzeler (DABF) sistemi geliştirilmiştir. Bu füzelerde, KABF başlıklarına oranla daha güçlü olan çok sayıda nükleer patlayıcı vardır ve füze siloları yerine kentleri hedef alırlar. Üçüncü sistem ise, KABF ve DABF sistemlerinin arasında devreye girebilen, insan kumandası ile çalışan ve gerektiğinde geri çağrılabilir nükleer silahlar taşıyabilen bombardıman uçaklarıdır.

Tüm bu bilgilerden de anlaşıldığı üzere düşük radyoaktiviteli silahlar dışında nükleer silahlar bir halkı, bir ülkeyi tamamen ortadan kaldırmak üzere dizayn edilmiştir. Çok büyük bir tehdit unsuru taşımaktadır. Etkileri bir anda geçmez. İnsanlar ve doğa üzerindeki olumsuz etkilerinin geçmesi onlarca hatta yüzlerce yıl almaktadır.

Ukrayna ve Nükleer Silahlar

Ukrayna Sovyetler Birliği’nin bir parçası olarak Rusya tarafından bölgeye gönderilmiş silahları üssünde bulunduruyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile beraber yeni dünya düzenine en az sorun yaratmayı amaçlayarak hızlı bir geçiş süresi öngörüldü.Pek çok bağımsızlığını yeni kazanmış devlet, kendi kurumları ve ekonomisini duruma uyarlamaya çalışan Rusya ve de Soğuk Savaştan zaferle çıkmış fakat hala çözülmesi gereken konulara öncülük etmesi gerektiğinin farkında olan ABD bazı sorunları sorunları çözmüş fakat pek çok sorunda donmuş bir şekilde kalmıştır.

Bu sorunlardan biri de başlı başına Ukrayna’nın durumudur. Tarihsel ve kültürel olarak Doğu Ukrayna Rusya’ya son derece bağlıdır, pek çok Rus Ukrayna’yı ayrı bir ülke olarak görmeme eğilimine sahiptir.[8] Bu durum Sovyetler Döneminde Rusya’nın Ukrayna’ya son derece cömert davranmasına da yol açmıştır. Kırım’ın Ukrayna’ya verilmesi ve de 1.800-1.900 civarında nükleer silahın Ukrayna’ya yerleştirilmesi gibi.[9]

Ukrayna’da bulunan silahların batıya dönük olması özellikle ABD’yi rahatsız eden bir konuydu ve de bu tehdidin ortadan kalkması gerekliydi. Aralık 1994’de Budapeşte’de masaya oturan Ukrayna, Birleşik Devletler, Rusya ve de Birleşik Krallık Budapeşte Memorandumunu imzalayarak bu nükleer silahların Rusya’ya geri dönmesi üzerinde ve de Ukrayna’nın güvenliğinin garantiye alındığı konusunda anlaşmaya vardılar. Resmi bir anlaşma şeklinde olmayan bu memorandum daha çok politik bir dökümandı ve de politik belgeleri içeriyordu[10].

Ukrayna’nın istediği bu silahların daha yavaş ve zamana yayılmış bir şekilde Rusya’ya geri gönderilmesi olmakla beraber ABD bu konuyu hızlıca çözmek istemiş, böylece kendisine yönelik tehditden hızlıca kurtulacağını düşünmüştür. 1996’da bütün nükleer silahları Rusya’ya geri ileten Ukrayna nükleer silahların yayılmasının önlenmesi kapsamında büyük bir başarı olarak gösterilmiştir. Memorandumda verdiği sözü Ukrayna tutmuş ve de diğer bir hüküm olan, bağımsız bir devlet olan Ukrayna’nın siyasi ve toprak bütünlüğünün korunması ve de askeri müdahaleye maruz kalmama yönünde ki hükümleri ABD, Rusya ve Birleşik Krallık tarafından taahhüt edilmiştir[11].

21 Kasım 2013’den bu yana Ukrayna’da yaşananlar, Kırım’ın işgali ve de diğer doğu illerinin Rusya ile birleşmek istemesi bu memorandumda yazanlarla ve verilen taahütlere uyumamaktadır[12].

Ukrayna’da bu çok taraflı memoranduma dayanarak Batı devletlerini yanına almak istemiş ve de kendisi sözünü tuttuğu için diğer devletlerinde tutmasını beklemiştir. Yalnız bu durum son derece tartışmalıdır. Birincisi Budapeşte Memorandumunun yasal bağlayıcılığı açısından, diğer ise Ukrayna eğer nükleer silahları teslim etmeseydi de artık bu unsurun caydırıcılığı kalmadığından Ukrayna’nın bu memoranduma atıfta bulunması çok bir şey değiştirmeyecektir.

Nükleer silahların caydırıcılığı konusu tartışılabilir olmakla beraber yakın bölgelerde kullanılmasının tehlikesi, insan haklarını ihlal etmesi ve de çok daha büyük çaplı savaşlara yolaçabileceği gerekçesi ile en son çare olarak düşünülmektedir ki bu yüzden NPT aracılığı ile yeni ülkelerin nükleer silah yapması engellenmek istenmiştir.

Sonuç

Ukrayna’nın ortaya attığı Budapeşte Memorandumuna gelirsek, aslında atıfta bulunabileceği ve de uluslararası bağlayılıcığı olan başka anlaşmalar da vardır. Özellikle de Birleşmişler’in ilkeleri ve de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı daha yerinde savunmalar olurdu.

Fakat Budapeşte Memorandumunun argüman olarak seçilmesi de dikkate değer bir durumdur. Bu tartışma ile nükleer silahların azaltılması/sınırlandırılması anlaşmaları, silahlanma ve anlaşmalar konusu tekrar masaya yatırılmıştır. Uluslararası hukukun ve de uluslararası örgütlerin bazı konularda  özellikle büyük ülkelerin yarattığı sorunlarda etkisiz kalması, giderek artan bir güvensizlik yaratmaktadır ve de Ukrayna kriziyle bu güvensizlik tırmanmıştır. Yaşanan kriz askeri yöntemlerle ve de silahla çözülebilecek bir durum olmamasına rağmen çoğu ülke bu tür durumlarda klasik güvenlik anlayışına geri döner. Bu durumda ya durumu daha da kötüleştirir ya da bi süre sorunu dondurur. Bu donma süresi boyunca milliyetçilik yükselir taraflar kutuplaşmasını korur, hatta ılımlılar bile daha keskin görüşler edinmeye başlar ve de bir süre sonra çatışma yeniden alevlenir.

[1] http://www.nuveforum.net/373-nukleer-teknoloji/49283-nukleer-silahlar/  3.12.2010, 15.55

[2] http://video.google.com/videoplay?docid=683848960668900052#

[3] http://tarihvedusunce.esmartweb.com/body_manhattan.html

[4] ÖZGÜR, Salih, ‘Soğuk Savaş Ve Sonrası Dönemde Kitle İmha Silahları Ve Silahsızlanma Çabaları’ , , Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta , 2006

http://www.belgeler.com/blg/q8n/soguk-savas-ve-sonrasi-donemde-kitle-imha-silahlari-ve-silahsizlanma-cabalari-weapons-of-mass-destruction-and-non-proliferation-studies-during-and-after-the-*old-war

[5] http://www.genbilim.com/content/view/1978/36/

[6] http://www.nuveforum.net/373-nukleer-teknoloji/49283-nukleer-silahlar/

[7] http://www.sde.org.tr/tr/haberler/820/uluslararasi-politikada-nukleer-guc-etkisi-ve-guncel-sorunlar.aspx

[8] http://edition.cnn.com/2014/03/03/opinion/stent-putin-ukraine-russia-endgame/index.html

[9] http://online.wsj.com/news/articles/SB10001424052702304017604579447433598288634

[10] http://www.huffingtonpost.com/alan-robock/ukraine-and-nuclear-weapo_b_5014360.html

[11] http://www.rferl.org/content/ukraine-explainer-budapest-memorandum/25280502.html

[12] http://edition.cnn.com/2014/03/03/opinion/stent-putin-ukraine-russia-endgame/index.html