Pazartesi , 24 Kasım 2014
HABERLER

Azerbaycan Topraklarının Neresini Kazarsanız, Orada Katledilmiş Bir Azerbaycan Türkünü bulursunuz…

 

 

 

 

 

 

 

Bahri Kırgın

 

1918 yılının Mart olayları, tarihimizin en kanlı sayfalarındandır. Bu kanlı sayfa bu tarihte kapanmamış ve bu sayfanın kanlı yaprakları 20 Ocak 1990 ve 26 Şubat 1992 yılında yapılan iki vahşet ile tekrar gün yüzüne çıkmıştır.

Komünist bayrağı altında birleşmiş olan  Ermeni çeteleri, Bakü’de, Nahçivan’da, Kuba’da, Kusar’da, Şamahı’da, Lenkeran’da  Azerbaycan halkına çok büyük zulümler yapmışlardır.

Tarih araştırmacılarının değerlendirmelerine göre sadece 29-31 Mart günleri arasında Bakü’de 20 binden fazla soydaşımız katledilmiştir.

Kıyımın yapılmasının başlıca sebebi ise; Azerbaycan’ın bağımsızlığının karşısının alınması, Bakü’nün iktisadi ve siyasi yönünün önemi ile bağlıydı. Aynı zamanda Rusya için Bakü büyük önem taşımaktaydı.

Bu, V.İ.Lenin’in “Bakı petrol, ışık ve enerjidir” sözleri bunu destekler nitelikteydi.

Şöyle ki, 31 Mart kıyımı dini ve etnik kökene göre bir halkın kitlesel soykırıma maruz kalması idi. 1918 yılının Mart ayında Bakü’de yapılanlar Azerbaycan halkının tarihinde en büyük soykırım olmuştur. Bu kırgın ve sürgün politikası, Enver Paşa’nın kardeşi Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı ordusunun, “Kafkas İslam Ordusu” adıyla, 1918 Mayıs’ında Azerbaycan’a gelmesiyle durdurulmuştur. 4 ay süren mücadele sonucunda Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin başkenti Bakü ilan edilmiştir. Burası zengin petrol kaynaklarından dolayı Rusya’nın göz koymuş olduğu bir yerleşme alanıydı.

1920 yılında tüm Kafkasların Sovyetler Birliğinin terkibi altına girmesiyle bu bağımsızlık harekâtı 1991 yılına kadar yerini büyük bir özleme bırakmıştır.

1920′lerde başlayıp 1980′lere kadar ki süreç içerisinde Ermenistan, Azerbaycan toprakları aleyhine üç kattan fazla genişleyerek, ilk kurulduğu yıllardaki 9,000 kilometrekareden bugünkü 29,000 kilometrekarelik alana ulaşmıştır.

Zaten, daha ilk fırsatta, 1920-21 yıllarındaki yeni sınır düzenlemelerinden yararlanan Ermenistan, Nahcivan ile Azerbaycan arasındaki  stratejik öneme sahip olan ve tampon bölge konumundaki Zengezur bölgesini akabinde Göyçay bölgelerini topraklarına katmıştır.

Böylece, Azerbaycan’ın Nahcivan, dolayısıyla Türkiye ile olan coğrafi bütünlüğü ortadan kalkmış, ülke bugünkü parçalı halini almıştır.

31 Mart’ta yapılan bu soykırımın kanıtı ise bir stadyum çalışması için yapılan kazılarda Azerbaycan’ın Kuba şehrinde ortaya çıkan toplu insan mezarlarıydı. Şahsım ve Bakü’de öğrenim görmekte olan 40’a yakın Türk öğrenci ile birlikte Azerbaycan’da faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu aracılığıyla ziyaret etmiş olduğumuz bu mezar alanı vahşetin simgesi olarak hafızalarımızda kalmıştır. Orada gördüklerimiz bir insana hayatı boyunca yapılmayacak olan eziyetlerdir herhalde. Kafatası iskeletlerinde bulunan çivi izleri ise sözün bittiği anlar olmuştur.

Avrupa Devletleri Azerbaycan ile ilgili konuşma yaparken hep enerji kaynakları üzerine yapmaktadırlar, bir kez de adil davranıp Azerbaycan’a yapılanlar vahşettir, soykırımdır deme cesaretini göstermiş olsalar ya! Ama bunu demeye cesaretleri yoktur ve diyemezler de. Lakin buna benzer toplu mezar kalıntıları Ermenistan’da bulunmuş olsa ve bu kalıntılar Türklere ait olmasa bile Türklere ait diye Ermeniler tarafından piyasaya sürülmüş olsa aynı devletler lehte karar alırlardı bundan emin olabiliriz ve Ermenistan’ın haklı olduğunu bize dikta etmeye çalışırlardı. Ermenistan devlet yönetimi ise bütün uluslararası platformlarda çığırtkanlık yapar ve haklı olduğuna dair vurgu yapardı.

Ermenistan ve buna benzer devletlerin bu tarz hareket içerisinde yer almasını önleminin yolu TÜRK BİRLİĞİNDEN ve TÜRK DEVLETLERİ arasındaki birliktelik ve beraberlikten geçmektedir.

Ben bu vesile ile Türk kimliğine karşı yapılan bütün soykırımlarda hayatını kaybeden soydaşlarımızın aziz hatıraları önünde saygı ile eğiliyor, ruhları şad mekânları cennet olsun diyorum…

Yazar Biyografisi