makaleler
Perşembe , 19 Ekim 2017
HABERLER

Genç Kalemlerimizden

PUTİN’İN ORTA ASYA POLİTİKASI “Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”

 

Türk Yurdu dergisinin haziran sayısına Putin’in Orta Asya politikası başta olmak üzere, DEAŞ gibi terör örgütlerinin Orta Asya yapılanmalarını, Orta Asya’daki kimlik süreçlerini de dahil ederek kaleme aldığım – PUTİN’İN ORTA ASYA POLİTİKASI “Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”-  adlı makaleyi nacizane ekte pdf olarak sizinle paylaşıyoruz.

 

PUTİN’İN ORTA ASYA POLİTİKASI

“Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”

 

Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde düzenli ordu yetersizliği SSCB dağıldıktan sonra bölgede inşa edilmeye çalışılan ulus devletin önünde de bir engel teşkil etmektedir. Bu eksiklik ulus devlet olmayı engellemekle birlikte güvenlik sorunlarını da beraberinde getirmektedir. Güvenlikte dışa bağımlı olan bir ülkenin hiç şüphesiz ki tam ve bağımsız bir konumda yer alması mümkün değildir. Silahlı güç kimin elindeyse yönlendiren mekanizma da onun himayesinde olmaktadır. “Sert güç” özgürce ve bağımsız hareket edebilmek için bir garantördür ve bu gücün caydırıcılığı nispetinde de devletler özgür ve bağımsız hareket edebilmektedir. Düzenli ordu ulus devletin kimliklerini harmanlayıp üst kimlik oluşmasında da en iyi enstrümanlardan birisidir. Kimliği şekillenmekte olan gençler askerlik sayesinde ülkenin farklı coğrafyalarından gelen akranlarıyla kültürel bir harmonin içinde üst kimliğe olan bağlılıklarını ve aidiyetlerini oluşturmaktadırlar. Vatan müdafaası ve vatanı olmanın bedelinin ödenmesi de o topluma olan aidiyet duygularını tam anlamıyla güçlendirmekte, böylelikle ulusal kimliğin inşa sürecine büyük bir katkı sağlamaktadır.

Kırgızistan düzenli ve güçlü bir orduya geçmek ve güvenlikte dışa bağımlılıktan kurtulmak için ilk iş olarak ülkesindeki diğer devletlere ait olan askeri üsleri kapatmak amacıyla harekete geçmiş ve ABD’nin 11 Eylül sonrası Afganistan’a düzenleyeceği askeri operasyonlar kapsamında 2011 yılında kiraladığı Manas askeri üssünü 2014 yılında kapatmıştır. Daha sonra Kırgızistan devlet başkanı Almazbek Atambayev, Kırgızistan’da bulunan Rus askeri üssünün de karşılıklı rızayla kapatılacağını açıklamıştır. Rusya da bu açıklama karşısında DEAŞ’ın başta Kırgızistan’ın Oş bölgesi olmak üzere Orta Asya’nın münferit yerlerinde tehdit unsuru olmaya başlamasına kadar sessiz kalmıştır. DEAŞ’ın Orta Asya’da, Rusya’ya bir tehdit unsuru haline gelmesiyle birlikte Rusya devlet başkanı Putin Orta Asya’ya bir güvenlik gezisi düzenlemiştir. Orta Asyalı uzmanlar bu güvenlik gezisinin bölgedeki DEAŞ tehdidine karşı olduğuna dair yorumlarda bulunmuşlardır. Anadolu Ajansı’na değerlendirmede bulunan Kırgızistan Dalil Plus Analitik Kulübü Uzmanı Mars Sariyev, Suriye’deki olası bir kalıcı ateşkesin ardından, teröristlerin Afganistan üzerinden Orta Asya’ya geri dönerek, bölgede istikrarsızlık yaratma potansiyeli olduğunu ifade etmiş ve teröristlerin koruması zayıf olan Türkmenistan sınırlarından geçerek, Kazakistan’ın Aktau bölgesine kadar yayılabileceğini orada da yerli radikal gruplara katılabileceklerini belirtmiştir. Ayrıca teröristlerin, Tacikistan üzerinden Kırgızistan’a geçerek Fergana bölgesini istikrarsızlaştırma hedefine ulaşabileceklerine de işaret eden Sariyev, Fergana bölgesinin her zaman patlamaya hazır bir kazan olduğunu çünkü burada farklı dini eğilimlere sahip grupların var olduğunu, Kırgızistan’a geçişler olduğu zaman uyku modundaki 10-15 kişilik gruplardan oluşan radikal hücrelerin uyanabileceğinin altını çizmiştir.  Orta Asya’daki DEAŞ tehdidini gerekçe gösteren Rusya, harekete geçmiş ve bu bölgelerdeki güvenlik sıkıntısını çözmek için acil önlem planlarını devreye sokmuştur. Bu bağlamda ilk olarak Putin, Kırgızistan askeri üssünün kapatılması hususlarını gündemden çıkartmak ve bölgedeki ağırlığını hissettirmek için Kırgız devlet başkanı Almazbek Atambayev’le görüşmüştür.

 

Tam metni buradan indirebilirsiniz: Putin’in Orta Asya Politikası “Bir Meşrulaştırma Aracı Olarak Terör”

 

KAZAK SİYASİ VE FİKRİ UYANIŞ ÖNDERLERİNDEN ALİHAN BÖKEYHAN

ÖZET

XX. yüzyılın başında Türkistan’da ve bunun içinde Kazakistan’da fikri ve siyasi hareketler yaşanmaya başlamış, birtakım aydın sınıfın öncülüğünde Türk halkları fikri, siyasi mücadeleler vermiştir. Bu dönemde Kazak halkı içinde de çok önemli bir aydın sınıfı yetişmiş ve Kazak halkının aydınlanmasında emek sarf etmiştir. Kazak halkının bu dönemde yetiştirdiği önemli aydınlardan birisi de ilim adamı olmasının yanı sıra aynı zamanda da büyük bir siyasetçi olan ve Kazak halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele eden Alihan Bökeyhan olmuştur. Alihan Bökeyhan, Kazak halkının aydınlanması, hak ve hukukunun korunması, Kazakların bağımsız bir yönetim kurması için mücadele etmiş, ilk Kazak hükümeti “Alaşorda”yı kurmuş ve liderliğini yapmıştır, Kazaklar üzerine ilmi çalışmalar ortaya koymuştur. Ancak o da diğer aydınlar gibi Stalin’in Türkistan’daki aydınları tasfiye politikasında idam edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Alihan Bökeyhan, Kazak, aydın, siyaset, ilim.

 

Alihan Nurmuhamedoviç Bökeyhan; hem siyasi hem de ilmi manada önemli bir Kazak aydınıdır. O, değerli bir toplum ve devlet adamı, sosyal-demokrat partisi “Alaş”ın kurucusu ve lideri, ilk Kazak Ulusal Hükümeti “Alaşorda”nın başkanı, aynı zamanda bilim adamı ve yetenekli bir yazardır. Kazak halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü için çalışmış, hatta tüm hayatı boyunca Kazakların özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazanmak uğruna mücadele etmiştir. Kazak halkının aydınlanması ve bağımsızlığı yolunda sayısız ilmi eser, makaleler ve yazılar ortaya koymuştur.

 

  1. Alihan Bökeyhan’ın Kısa Biyografisi:

Alihan Bökeyhan, 5 Mart 1866 yılında Semipalatinsk Bölgesi Karkaralinskiy ilindeki Tokraunskiy ilçesinin 7 numaralı köyünde doğdu. Babası Mukan, onu dokuz yaşındayken Karkaralinskiy’deki erkek kolejine gönderdi. Bilginin kalitesinden memnun olmayan Alihan kendi isteğiyle kent okulu olan üç sınıflı Rus-Kazak ilköğretim okuluna geçti. Alihan çocukluğundan beri Abay ve Şortanbay’ın eserlerini, doğduğu bölgenin tarihini ve coğrafyasını çok iyi biliyordu. O zamanlarda Rus ve dünya kültürü hakkında da bilgisi vardı (http://semeylib.kz/).

1886-1990 yılları arasında Omsk teknik okulunda eğitim aldı. 1890-1894 yıllarında Petersburg İmparatorluk Orman Enstitüsü İktisat Fakültesi’nde öğrenim gördü. Orman ekonomisti olarak bu enstitüyü başarıyla bitirdikten sonra Omsk şehri Tarım-ekonomisi Okulu’nda matematik dersi vermeye başladı. Daha sonra 1905’e kadar Omsk şehri Göçmenler İdaresi’nde memur olarak çalıştı (Kazahskaya SSR, 1991, s. 625; İndustrialnaya Karaganda Gazetesi, 1992, s. 3).

1905’ten sonra siyasi hayata aktif olarak katılmaya başlamış, “Alaş” adında parti kurmuş ve başkanlığına seçilmiştir. Kazakistan’ın bağımsızlığı için yaptığı mücadeleleri bu parti üzerinden yürütmüş ve bu parti 1917 yılında kurulacak olan “Alaşorda” hükümetinin de temelini oluşturmuştur. 1920-1937 yılları arasında siyasi faaliyetlerinden dolayı üç defa hapsedilmiş ve sonunda 1937 yılında Stalin’in Kazak aydınlarını tasfiye politikası sırasında kurşuna dizilerek idam edilmiştir.

  1. Bir Politikacı Olarak Alihan Bökeyhan

XIX. yüzyıl sonu XX. yüzyıl başlarında Kazak aydınları arasından bir bilim adamı ve siyasetçi olarak ortaya çıkan Alihan Bökeyhan’ın Çarlık Rusya’nın sömürü politikasına karşı gösterdiği faaliyetleri onun siyasi alanda varlık göstermesine sebep olmuştur. Kazak halkının aydınlanması ve siyasi alanda Çarlık Rusya sömürüsünden kurtularak kendi iktidarını ve yönetimini oluşturması için hayatı boyunca mücadele etmiştir. Siyasi alanda ilk olarak 1893 yılında varlık göstermiştir.

1893 yılında siyasi, ekonomik, edebi v.b. alanlarda aktif olarak faaliyet göstermeye başlamış, öğrenci ayaklanmalarına karışmıştır. Bu yıllarda Çarlık Polis Departmanı’nın ilk defa dikkatini çekmiş, ismi “siyasi şüpheliler” kara listesine eklenmiştir. Bu dönemde onun özellikle sosyal, politik yetenekleri ortaya çıkmış, tüm step bölgesi milli hareketinin lideri olarak öne çıkmıştır (http://semeylib.kz/).

Bökeyhan, 1896-1907 yılları arasında F. A. Şerbin’in başkanlığındaki bir araştırma gezisine katılmayı kabul eder. Bu gezi sayesinde Bökeyhan, Çarlık Rusya politikasının özünü ve Kazakların umutsuz geleceğini öğrenir ve bu geziden sonra toprak meseleleriyle ilgili sert siyasi eleştiri yazıları yazmaya başlar, kendi yorumlarını ve düşüncelerini anlatır. Artık isimlerinin sürekli birlikte anılacağı Ahmet Baytursınov ile de yine bu dönemde tanışmıştır (Useinova, 2013, s. 87). Kozıbayev’e göre Ahmet Baytursınov Türk dünyasıyla, Alihan Bökeyhan da Avrupa’yla yakından ilgiliydi (Kozıbayev, 1998).

1905’teki Rus devriminden sonra Türkistan’da bir siyasi uyanış başlamıştı. Kazaklar arasında da kendini gösteren bu siyasi faaliyetlerde Kazak aydınlar toplu dilekçe hazırladılar. Halkın karşılaştığı sorunları merkeze iletmek isteyen aydınlar,  Alihan Bökeyhan ve Ahmet Baytursunov gibi isimlerin öncülüğünde, 1905 yılında Semey şehrinde hazırlanan “Karkara Dilekçesi”ni 14,500 Kazak vatandaşından imza alarak Moskova’ya ilettiler. Bu dilekçenin içeriğinde; Rusların iskân ve asimilasyon politikalarından vazgeçmelerini istemişlerdi. Aynı talepler Kazakistan’ın hemen hemen tüm şehirlerinden Duma’ya iletildi.  Bu girişimleri neticesinde ferdî girişimlerden sonuç alınamayacağını anlayan Kazak aydınları bir hareket etrafında birleşme düşüncesi ile 1906 yılında “Kazak Anayasal Demokratik Partisi”ni kurdular. Siyasi hayatta yeni olan Kazak toplum önderleri Çarlık Rusya’sı karşıtı politikaları ile bilinen  ‘Kadet Partisi’ni kendilerine örnek almak suretiyle teşkilatlandılar. Bu benzerlik, sadece teşkilatlanma ve örgütlenme anlamında şeklî bir benzerlik olarak kalmış;  parti programı ise tamamen millî hedefler gözetilerek oluşturulmuştur. Alaş-Orda hareketinin temelini teşkil eden bu parti politikası gereği bazı taleplerde bulundular. (Kapağan, 2015, s. 260). Bu talepler:  Kazakistan’ın Kazakların yurdu olarak tanınması;  Rusların bu topraklar üzerindeki yayılmacı politikasından vazgeçmesi; Kazak halkına eşit, adil davranılması; özgür ifade ortamının sağlanması; Kazak çocuklarının okuması için ilkokuldan başlayarak yükseköğretimlerini bitirinceye kadar kendilerine okul, medrese ve üniversitelerin açılmasının sağlanması (Kesici, 2003, s. 130-131), damga usulüne tabi olmadan göl ve ırmaklardan balık avlama hakkı, aile işlerine bakmak için kadılar tayini (Ölçekçi, 1998, s. 173; Engin, 1976, s. 78-79) okullarda Rusçanın yanında Kazak dilinde de eğitim yapılması; İslami örf ve adetlerin Müslümanlar tarafından yerine getirilmesine izin verilmesi; yargıda Kazakça ve diğer dillerin de kabul edilmesinin sağlanması v.b.

Alihan Bökeyhan 1905’de Rusya İmparatorluğu I. Devlet Duması’na Semipalatinsk bölgesinden milletvekili olarak seçildi, “Vıborgsk Manifestosu” olarak adlandırılan ve dumanın dağıtılmasını protesto eden belgenin hazırlanmasında yer aldı (http://semeylib.kz/). Ancak bu manifestonun imzalanmasında yer aldığı için siyasi yasak konularak, 1907’de açılan II. Duma seçimlerine katılmasına izin verilmedi. Özelikle bu belgenin hazırlanmasına katıldıktan sonra siyasi faaliyetlere aktif olarak başladı. Rusya gazetelerinde Çarlık rejiminin sömürü politikasını ve bölgedeki yerli memurların faaliyetlerini eleştiren yazıları yayınlandı. Kazakların milli bilincinin uyanması ve onların toplumsal faaliyetlerinin organizasyonu için Kazakların tarihteki ilk ciddi, ulusal çaptaki periyodik yayını olan “Kazak” adlı gazete çıkarılmaya başlandı.

Sömürü siyasetine karşı çıkmış liberal demokrat grubundan oluşan Kazak aydınları A. Bökeyhan, A. Baytursınoğlu, M. Dulatoğlu, J. Aymavıtoğlu, M. Avezov ve  J. Akbayev gibi aydınlar da “Kazak” gazetesi etrafında birleşmiş (Saigy, 2015, s.190), böylece 1913’te ilk sayısı çıkan gazete (Ölçekçi, 1998, s. 173) Alaş Orda Hareketi’nin yayın organını teşkil etmiş ve “Alaş” hükümetinin sözcülüğünü yapmıştır. Bu yüzden Kazak gazetesinde yayınlanan yazıların ve makalelerin ana konusundan biri de siyaset üzerineydi. Başta Alihan Bökeyhan olmak üzere Kazak aydınları halkın temel sorununun siyasi konular olduğunu anlamış ve halkı aydınlatmak ve çözüm bulmak için siyasi konularda yazılar yayınlamışlardır. II. Duma’da Alihan Bökeyhan’a siyasi yasak konulması ve III. Duma’da da tüm Bozkır ve Türkistan’a seçimler için yasak konulması sebebiyle 1917 yılına kadar siyasi faaliyetler Kazak gazetesi üzerinden halkı aydınlatma ve belli bir tarafa yönlendirme şeklinde yürütülmüştür.

Şubat devriminden sonra Bökeyhan, Kazak halkının ulusal bağımsızlık mücadelesine aktif olarak katılmaya karar verdi. 1917 yılında Temmuz ve Aralık aylarında gerçekleştirilen Kazak Kongrelerinden sonra “Alaş” partisini ve “Alaşorda” hükümetini kurmayı başardı ve hükümetin başkanlığına seçildi. Daha önce çıkarılmaya başlayan “Kazak” gazetesi de bu faaliyetlerden sonra partinin yayın organı oldu (http://semeylib.kz/). Ancak bazı kaynaklarda “Alaş” partisinin 1905’te kurulduğu ve 1917’ye kadar gizli olarak çalıştığı (Öner, 2006, s. 178) kaydedilmekte, bazı kaynaklarda ise Kazak Anayasal Demokratik Partisi’nin isminin Alaş-Orda olarak değiştirildiği (Kapağan, 2015, s. 261) kaydedilmektedir. Anlaşıldığına göre; 1905’te başlayan Karkara dilekçesi olayı ve sonrasında kurulan Kazak Anayasal Demokratik Partisi, Alaş Hareketi olarak adlandırılmış ve 1917 ihtilalından sonra kurulmaya çalışılan özerk cumhuriyetler sırasında Alaş Partisi ve Alaş-Orda hükümeti meydana getirilmiş ve başkanlığına da Alihan Bökeyhan seçilerek Semey şehri merkez yapılmıştır.

Zira Şubat devriminin sağladığı serbest ortamdan sonra Kazak kurultayları yapılmış ve Alaş-Orda hükümetinin kurulacağı ve Kazakların bağımsızlığının gerçekleştirileceği süreç şu şekilde işlemiştir: 5-10 Nisan 1917’de yapılan I. Kazak Kongresi’nde hareketin lideri Bökeyhan hedeflerinin millî kurtuluş olduğunu ve kurtuluş saatinin de geldiğini ilân eder. Orenburg’da yapılan II. Kazak Kongresi’nde (21-26 Temmuz 1917) partinin adı “Alaş-Orda” olarak değiştirilir. 18-26 Aralık 1917’de Orengburg’da yapılan III. Kazak Kongresi’nde ise Semey şehri başkent olmak üzere Alihan Bökeyhan başkanlığında Alaş-Orda adındaki Kazak hükümeti kurulur (Kafkasyalı, 2012, s. 178-179).

Temmuz 1917’de toplanan Alaş Partisi’nin resmi kurultayında da Rus sömürgeciliğine karşı açıkça tavır konarak şu kararlar alındı:

  1. Rus muhacirlerinin Türkistan’a gönderilmesi hemen durdurulmalı.
  2. Hükümet tarafından zorla alınan ve Rus göçmenlerine dağıtılan topraklar Türklere geri verilmeli.
  3. Türklerin ve Rusların idari işleri ayrı olmalı
  4. Türkler ve Ruslar, kendi uluslarından olan hakimler tarafından yargılanmalı
  5. Eğitim herkesin ana dilinde yapılmalı (Altay, 1987, s. 29).

Alihan Bökeyhan’ın başkanlığını yaptığı ve temel felsefesi tam bağımsızlık olarak özetlenebilecek Alaş-Orda Partisi, bilinçli ve ilerici hareket tarzıyla Pantürkizm’in merkezi haline gelmiş, Rusların tüm karşı çabalarına rağmen ciddi biçimde etkili olmuştur. Bu yönüyle Rusları en çok uğraştıran hareketlerden biri haline gelmiştir (Kapağan, 2015, s.262).

Alaş Partisi’nin kurulması ve Kazak özerkliğinin ortaya çıkması gibi Kazak siyaseti için çok önemli gelişmeler Bolşeviklerin 18 Ocak’ta Orenburg’u almasıyla büyük bir darbe yedi. Bolşevikler Orenburg’daki şahıslara ait fabrika ve matbaalara el koyup buraları kendileri işletmeye başladılar. Aralarında A. Bökeyhan, A. Baytursın, M. Dulat’ın da bulunduğu Kazak aydınları Semey’e kaçmak zorunda kaldı. Böylelikle Kazak gazetesi de kapandı. Haziran 1918’de Orenburg, Kozak kumandanı tarafından Bolşeviklerden alındı. Artık Rusya, Aklar ve Kızıllar arasındaki iç savaşın en kızgın zamanlarını yaşıyordu. Kazaklar da bu iç savaşta Akların tarafını tutuyordu (Kalkan, 2002, s.23). İç savaş döneminde Bökeyhan, kendi halkını kardeşin kardeşi katlettiği bu savaştan korumak için elinden gelen her şeyi yapmıştır.

1920 yılı sonuna kadar süren Alaş-Orda Hükümeti, yapılan anlaşma çerçevesinde hükümet liderlerine, asker ve subaylarına dokunulmayacağı teminatıyla Sovyetlere katılırken, Stalin’in iktidarını pekiştirdiği devirden itibaren ilk tutuklananlar ve ortadan kaldırılanlar olmuştur (Öner, 2006, s. 178). Sovyet iktidarının gelmesiyle Alihan Bökeyhan’ın siyasi faaliyetleri engellendi ve Moskova’ya çağrıldı, son 15 yılını burada geçirdi.

1920’li yıllarda iki defa tutuklandı. 1937’de tekrar tutuklandı ve Butırsk hapishanesine kapatıldı. Bökeyhan, “Sovyet iktidarı karşıtı devrimciliğe önderlik etmek, Kazakistan’da ve Moskova’da terör merkezlerinin liderleriyle ilişki kurmak” suçlarından yargılandı. 27 Eylül 1937’de kurşuna dizilerek idam edildi. 56 yıl sonra iade-i itibar edildi.

  1. Bilim Adamı Olarak Alihan Bökeyhan

Alihan Bökeyhan, siyasetçi ve halk önderi olmasının yanında, aynı zamanda öğretmen, yazar ve akademisyendir. Siyasi konular yanında coğrafi, kültürel, tarih, edebi konularda da araştırma yazıları ve makaleleri yayınlanmıştır. Onun ele aldığı yazı ve makaleleri açısından, Kazakların siyasi-fikri uyanışında ve Kazak aydınlarının siyasi meseleleri halka duyurmasında büyük bir role sahip olan Kazak gazetesi de önemli bir yer işgal eder.

Makalelerinin büyük bir kısmı “Sibirya Meseleleri” dergisinde, “Kazak”, “İrtış”, “Omiç”, “Bozkırın Sesi”, “Semipalatinsk Sayfası”, “Bozkır Bölgesi” gazetelerinde yayınlanmıştır (İndustrialnaya Karaganda Gazetesi, 1992, s.3).

Araştırmalara göre, A. Bökeyhan’ın, 1917 Şubat devrimine kadar bine yakın makalesi, araştırma yazıları, 1917 Şubat devriminden sonra Rus Ekim devrimine kadar otuz civarında, 1927 yılına kadar elliden fazla Kazak ve Rus gazete ve dergilerinde makaleleri yayınlanmıştır. Onun makalelerinde genel olarak Türkistan coğrafyası, yani bugünkü Orta Asya coğrafyasıyla ilgili konular yer almıştır. Onun ilk makaleleri 1889 yılı Ombı’da çıkan Dala General Valiliği’nin resmi yayın organı olan Akmolinskim Oblastnım Vedemostam (Akmolin Eyaleti Haberleri) gazetesinin eki olan Dala vilayeti gazetesinde, 1917 yılı yine Ombı’da Şubat Devrimi ile Ekim Devrimi döneminde çıkmakta olan Stepnoy Kray (Step Bölgesi), Stepnoy Pioner, Omiç, İrtiş, Golos Stepi (Bozkırın Sesi) gazetelerinde  yayınlanmıştır. Bunların  yanı sıra Semey’de çıkan Semipalatinskiye Oblastniye Vedemosti (Semipalatinsk Bölgesi Haberleri), Semipalatinskiye Listok (Semipalatinsk Sayfası), Taşkent’te çıkan Turkistanskiye Vedemosti (Türkistan Haberleri), Orınbor’da çıkan Naşa Jizn Kazak (Biz Kazakların Hayatı), Kazak Türklerinin ilk Aykap dergisinde, Sank-Petersburg’un Reç, Sın Oteçestvo Slovo, Vostoçnoe Obrozenie, Rusya’daki Müslümanlarının V Mire Musulmanstva (Müslimanların Dünyasında), Musulmanskaya Gazeta (İslam Gazetesi) ve  o  zamanın  önemli  olan  diğer gazete  ve dergilerinde makaleleri yayınlanmıştır (Kumğanbayev, Ahatov, 2012, s.137).

Yukarda saydığımız birçok dergi ve gazetelerden ziyade Alihan Bökeyhan’ın yayın hayatında Kazak gazetesi önemli bir yere sahiptir. Kazak halkının bilinçlenmesi konusunda da önemli bir yere sahip olan Kazak gazetesini kendisi kurmuş ve editörlüğüne de Ahmet Baytursın getirilmiştir. Gazetenin en önemli yazarları arasında da Alihan Bökeyhan, Ahmet Baytursın ve Mircakıp Dulat yer almaktadır.

2 Ekim 1913 yılında yayına başlayan Kazak gazetesi ilk milli, siyasi, sosyal ve edebi özelliğe sahiptir ve 1913-1918 yılları arasında Orenburg şehrinde yayınlanmış, 1913-1915 yılları arasında haftada bir defa, 1915 yılından başlayarak da haftada iki defa basılmıştır. Toplam 265 sayısı yayınlanmıştır. Gazetede 20. yüzyılın başındaki Kazak halkının siyasi‐toplumsal hayatının en önemli meselelerini, iktisadi durumu, diğer halklarla münasebetini, eğitim, edebiyat ve kültür, örf‐adetleri, tarihi ve şeceresini konu alan makaleler yayınlanmıştır (Kumğanbayev, Ahatov, 2012, s.138). Gazetedeki makalelerini genel olarak Kır Balası (Bozkırın Oğlu) lakabıyla kaleme almıştır (Akkulı, 2013, s.81). Kazak Türklerinin siyasi, sosyal, ziraat, toprak, dış ilişkiler, bilim ve eğitim, miras konuları çerçevesindeki sorunları ele aldığı başlıca konulardır. Çarlık Rusya’nın özellikle toprak politikasını sert bir şekilde eleştiren siyasi yazıları da mevcuttur.

Gazetede; hükümet tarafından çıkarılan kanunlar, iç ve dış haberler, Kazak halkının tarihi, onların kültürel yaşam ve etkinlikleri, ekonomi, ticaret, medeniyet, köy yaşamı, bilim ve eğitim, okul, medrese, sorunlar, etnografi, resim ve duyurular, dil ve edebiyat, sağlık konularında yayın yapılabiliyordu (Koygeldiyev, 2008, s.187‐188). Bunların dışında yürüttüğü ilmi görevler de vardır. Sovyetler Birliği İlim Akademisi başkanlık divanı, Alihan Bökeyhan’ı 1926 yılında Kazakistan temsilcisi tayin etmiş, birlik üyesi ve özerk cumhuriyetleri incelemek üzere kurulan özel komitenin de üyesi yapmıştır. Ayrıca Alihan, Rusya yerli ve şehir aydınları kurultayına da üye olmuştur (Şimşir, http://www.orkun.org.tr).

1920’li yıllarda Alihan Bökeyhan’a siyasi yasak konularak Moskova’ya çağrılmış son 15 yılını da burada geçirmiştir. Bu dönemde de O, edebi ve bilimsel araştırma faaliyetleriyle meşgul olmuş, sözlü eserleri ve folklorik mirasları özenle toplamış, tarih, etnografya ve edebiyat alanlarında eserler kaleme almıştır.

 

SONUÇ

Kazak Türklerinin XX. yüzyılda yaşadıkları bütün Türk dünyası için hemen hemen ortaktır. Bu dönemdeki Kazakların aydınlanma süreci ve halka önderlik eden aydınların faaliyetleri tüm Türk dünyasında aynıdır, sadece her halka önderlik eden isimler farklıdır. Türk coğrafyası ve özelde Kazak Türkleri de millî şuur hesabına ellerinden geleni yapmışlar ve bu şuurla Rusya’nın sömürü politikasına karşı koymuşlardır. Bu direnişte kendilerine önderlik eden aydınlar büyük rol oynamış, bütün fikri, siyasi aydınlanma sürecine yön vermişlerdir.

Kazaklar arasında birçok aydın yetişmekle birlikte XIX. yüzyıl sonu ve XX. yüzyıl başlarında aktif faaliyet gösteren Alihan Bökeyhan gerek siyasi, gerekse fikri yönden aydınlanma sürecinde Kazak halkına önderlik etmiş, Kazak halkının refah ve huzuru, bağımsızlığı için ömrü boyunca mücadele etmiştir. Ancak sonuçta Bökeyhan da Stalin gibi bir ölüm makinesinin gazabına uğramış ve Stalin’in Türkistan’daki aydınları tasfiyesi sırasında kurşuna dizilerek idam edilmiştir.

 

KAYNAKÇA

AKKULI, Sultan-Han, “Sobiratel Kazahckih Zemel: Bölüm I”, Mısl, Sayı: 1, Ocak 2013.

AKKULI, Sultan-Han, “Sobiratel Kazahckih Zemel: Bölüm II”, Mısl, Sayı: 2, Şubat 2013.

ALTAY, Balkan, “Alaş Orda Türkistan’da İlk Türk Hükümeti”, Türk Yurdu, Kasım 1987.

İndustrialnaya Karaganda Gazetesi, 2 Ekim 1992.

KAFKASYALI, Ali, “Bağımsızlıklarının 20. Yılında Kazakların İstiklâl Mücadelesi Tarihine Bir Bakış”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, XII/1 (Yaz 2012), s.167-192.

KALKAN, İbrahim, “Kazak Siyasi Düşüncesinin Gelişimi ve Kazak Gazetesi (1913-1918)”, Türkler, Cilt 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 369-387.

KAPAĞAN, Enver , “Alaş Orda Partisinin Kazak Aydınlanmasına Etkisi”, Zeitschrift für die Welt der Türken, Vol. 7, No. 1 (2015).

Kazahskaya SSR, Cilt IV, Almatı 1991.

KESİCİ, A. Kayyum, Dün, Bugün Ve Hedefteki Kazakistan, Iq Kültürsanat Yayıncılık, İstanbul 2003.

KOYGELDİYEV, Mambet, Alaş Kozgalısı, Tom 1, Almatı 2008.

KOZIBAYEV, V. K., “Velikiy Reformator XX veka”, Stoliçnoe Obozrenie Gazetesi, 18 Eylül 1998.

KUMĞANBAYEV, Jandos, AHATOV, Ualihan, Çev: Gulzade Kali, “Alihan Bokeyhan ve “Kazak” Gazetesi”, Tarihin Peşinde, Yıl: 2012, Sayı: 7, s. 136‐141.

MUHABAY, Engin, AGİ, F., DEVLET, Nadir, Kazak Ve Tatar Türkleri, Boğaziçi Yayınları, İstanbul 1976.

ÖLÇEKÇİ, Haluk, “Kazakistan’da Ulusal Hareketler ve Bolşevik Devrimi”, Bilig, Sayı: 7, Güz 1998, s. 171-182.

ÖNER, Mustafa, “XX. Yüzyıl Türkistan Edebiyatının Anıtı: Muhtar Evezov (1897-1961)”, Bilig, Bahar 2006, sayı 37, s. 175-188.

SAİGY, Gülnar Bozımbaykızı, “Ahmet Baytursınoğlu ve Kazak Ceditçiliği”, Uluslararası Türkçe Edebiyat Kültür Eğitim Dergisi, Sayı: 4/1, 2015, s. 189-193.

ŞİMŞİR, Sebahattin, “Alihan Bökeyhan”, Orkun Dergisi, Sayı: 90.

USEİNOVA, G. R., “Evolutsiya Politiçeskih Vzgladov A. N. Bukeyhanova”, Pravo i Gosudarstvo, № 2 (59), 2013.

http://semeylib.kz/?page_id=2845&lang=ru

http://www.peoples.ru/state/politics/bukeyhanov/

Çarlık Rusya’nın Sömürü Amacıyla Kırgızistan’a Getirdiği Yeni İdari Düzenlemeler

Çarlık Rusya’nın Sömürü Amacıyla Kırgızistan’a Getirdiği Yeni İdari Düzenlemeler

Ali TORAMAN

Çarlık Rusya gelene kadar Kırgızlar boylar halinde değişik bölgelerde yaşıyorlardı. Bugular, Issık-Köl’ün doğu ve güney kıyılarına sahiptiler. Sarıbagışlar Kemin vadisine ve Issık-Köl’ün kuzeybatı kıyılarına yerleşmişlerdi. Çüy vadisine ve Talas’a Solto, Saruu, Kıtay, Kuşçu boyları hakim oldu. Son-Köl’de Suusamır’da ve Ketmen-Tube’de Sayaklar yaşadı. Tanrı Dağları merkezinde ve Güney Türkistan’da Moğol ve Çerik, Alay ve Pamir’de Adıgene, Batı Fergana’da İçkilikler, Teyitler, Kuşçu, Munluz, Basız boyları, Doğu Fergana’da Monguş, Bagış, Karabagış boyları yer alıyordu.[1] Çarlık Rusyası, Kırgızistan’ı aldıktan sonra onun bu iç yaşamının özelliğine bakmadan idari yönetimlere böldü.[2]

1864’te, Orenburg ve Batı Sibirya’nın Rusya’ya katılmasından sonra Talas ve Ketmen-Tube vadilerini içine alan Türkistan bölgesi Orenbur Genel Valiliği’nin içinde yer almıştı. Sır-Derya ötesinde bir kısım arazilerin ele geçirilmesinden sonra Çarlığın emriyle bir komisyon kuruldu. Bu komisyonla ‘‘Yedisu ve Sır-Derya Bölgeleri Yönetimi Hakkında Yönetmelik’’ hazırlandı. Aynı zamanda Taşkent merkezli Türkistan Genel Valiliği kuruldu.[3] Türkistan Genel Valiliği de ikiye; idari merkezi Taşkent olan “Sır-Derya Bölgesi”ne ve idari merkezi Almatı olan “Yedisu Bölgesi”ne ayrıldı. Ve Türkistan’a da genel vali olarak K. İ. Kaufman atandı.[4]

Çarlık, Türkistan’da kendi politik ve ekonomik pozisyonunu sağlamlaştırırken burada imparatorluk için genel bir idari sistem kurdu. 1876’nın başlarında Hokand Hanlığı’nı tasfiye ederken Türkistan Genel Valiliği’nin içinde Kırgızistan’ın güney kısmının yer aldığı Fergana bölgesi vardı.[5]

Rus İmparatorluğu Kırgızistan’ı askeri açıdan tamamen ele geçirdikten sonra[6] Kırgızlar üzerinde kendi egemenliğini sağlamlaştırmak için yerli idari organlar oluşturdu.[7] Kırgızistan’daki idari sistem çarlık emperyalizminin diğer sömürü ülkelerindekinden farkı değildi. Yönetim açısından Kırgızistan toprakları hiçbir zaman tek bölge olmamıştır.[8] Rusya’ya birleşmesinden sonra Türkistan genel valiliğinin içine giren Kırgızistan’da Çar iktidarı Kırgız toplumunun kabile hayatına neredeyse hiç önem vermeden yeni idari bölünmeleri getirdi. Kırgızların yaşadığı arazi dört bölgenin içinde yer aldı: Yedisuu, Sırderya, Fergana ve Semerkand.[9] Bölgeler de kendi içinde uyezd*, volost* ve köylere* ayrılmıştı.[10] Yani bölgeler uyezdlere bölünmüş, uyezdler volostlara, volostlar köylere bölünmüştü. Köyler volostlara, volostlar uyezdlere, uyezdler de bölgelere bağlıydı.[11] Türkistan Genel Valiliği fiilen elinde hem askeri hem sivil iktidarı taşıyan mutlak kudreti olan genel valiydi. O şahsen bölgelerin askeri valilerinin referansına dayanarak uyezd başkanlarını hatta alt birimlerinin yöneticilerini bile tayin ediyordu.[12]

Kırgızistan’ın arazisi birçok uyezde bölündü. Kuzey Kırgızistan, Issık-Köl ve Pişpek uyezdleri Yedisu Bölgesi’ne girdi. Talas ve Çatkal semtleri Sır-Derya bölgesinin Aulieatinskiy uyezdini kısmen oluşturdu. Güney Kırgızistan, Fergana bölgesinin Oş uyezdine girdi. Güney Kırgızistan’ın bazı semtleri Fergana bölgesinin Andican, Namangan ve Margelanskiy uyezdleri ile Semerkand bölgesinin Hocend uyezdine girdi.[13] Yönetim yarı askeri karakterdeydi, bölgelerin başında askeri valiler, uyezdlerin başında ise Çarlık subayları bulunurdu.[14] Uyezdler, volostnoy (boluş) tarafından yönetilen volostlardan (boluşluk) oluşurdu. Volost, köylerden meydana gelmekteydi ve köylerin başında starşina* bulunuyordu.[15] Kırgız volost yöneticileri genellikle manaplardı*, onları zengin ve etkili insanlardan seçerlerdi. Onları uyezd yöneticisi ve vali onaylardı. Kırgız manapları güvenilir Çar hizmetlileri olmuşlardı. Kırgız köylerindeki mahkemeler volost yöneticileriyle birlikte seçilen biylerin* elindeydi. Biylerin mahkemeleri işleri çözmede Kırgız feodallerinin yararına önderlik etti.[16]

Seçimler doğrudan değildi. 50 çadır sahibi açık oylama ile “elli başı” seçiyorlardı. Kurultayda çok oy alan boluş volost yöneticisi olarak seçilmiş oluyor, az oy alan ise üye sayılıyordu. Volost ve köy başkanları 3 yıllığına seçilirdi.[17] İdarenin, 50 kadar ailenin yönetimi ile meşgul olan bu en küçük kuruluşları Türkistanlılara bıra­kıldı. Bu küçük idarî kuruluşları yöneten «aksakal» (ihtiyar) adı ve­rilen yöneticilerin dahi, bir kademe yüksek idarî kuruluş olan mıntı­kaların Rus yöneticileri tarafından onaylanmaları gerekiyordu.[18] Boluşlar ancak askeri vali, köy starçınları ise uyezd başkanı onayladıktan sonra seçilmiş oluyordu. Sömürge süresi boyunca hiçbir Kırgız bir uyezdin başkanı olarak tayin edilmedi. Ruslar nahiye ve köy yöneticisi seçimlerinde rejime sadık birilerinin seçilmesine çok önem veriyorlardı. Halka sanki kendi yöneticilerini kendisi seçiyor görüntüsü verilmişti.[19] Gerçekte ise seçimi denetleyen ve seçim sonucunda adayları tayin eden yine Ruslardı. Seçilenin de iş başına geçebilmesi için bir üst kademe tarafından onaylanması gerekirdi, starşin, volost başkanının; volost başkanı, uyezd başkanının; uyezd başkanı da valinin emirlerini uygulardı. İdare bu şekilde en üst kıdemden verilen emirlerin basamak basamak alt kıdemlere ulaştırılmasıyla gerçekleştirilirdi. Her kıdem bir üst kıdemden gelen emirleri uygularlardı.[20]

Önceleri Kazakistan ve Sibirya gibi büyük bölgeleri zapt eden çarlığın acımasız yönetim için geliştirdiği sömürü makinesi, eski tecrübelerine dayanarak Orta Asya’da mükemmel çalışmaya başladı. Çarlık Rusyası “Yedisu ve Sır-Derya Bölgeleri Yönetimi Hakkındaki Nizamname” (1867), “Türkistan İli Yönetimi Hakkındaki Nizamname” (1886) ve “Step İli Yönetimi Hakkındaki Nizamname” (1891) gibi belgelere dayanarak Kırgız soyluların (manap) iktidarının veraset etme haklarını tamamen sildi.[21] Ayrıca 1886-1891 yıllarındaki tüzükle valiler volost ve köy idarecilerini seçimsiz atama yetkisine de sahip oldular.[22]ali yeni yazı

Kırgızistan’da Rusların iktidarı sağlamlaştıkça yerli halkla ilgili Rus kanunları da acımasızlaşmaya başladı. Mesela 1907 yılındaki seçim kanunlarına göre Türkistan’ın bütün halkı kendi temsilcilerini Devlet Dumasına seçme hakkından mahrum edildi. Kırgızistan ile birlikte Orta Asya halkları ‘siyasi gelişmemiş’ diye ilan edilerek seçme haklarından tamamen mahrum edildi.[23]

Rusların getirdiği yeni idari bölgeler pek çok karışıklığı da beraberinde getirdi. İlk başlarda volostlar kabilelere göre yapılmıştı. Sonraları bir idari birim suni olarak iki boyu içeriyordu. Yani geleneksel Kırgız düzenine aykırıydı.[24] Bu suni ayrım volost içinde bitmeyen iç mücadeleler ve savaşların sürüp gitmesi için kasten ayarlanmıştı. 1867 Tüzüğü’ne dayanarak mahkeme ve askeri mahkeme komisyonları kurulmuştu. Bunlar ise Rusya İmparatorluğunda yürürlükte olan kanunlara dayanıyorlardı.[25] Rusya’nın devlet çıkarlarını ve imparatorluğun kanunlarını muhafaza etmekte olan uyezd mahkemeleri ve askeri mahkeme komisyonlarının dışında yerleşik Kırgızlara kazı mahkemeleri, göçebe halka ise biylerin mahkemelerini muhafaza etme izni verilmişti. Kazı(Kadı), mahkeme işlerinde Kur’an ve şeriatı, biy ise örf adet ve geleneklere dayalı hukuk kaidelerini esas ediniyordu. Onlar işgalcilerin henüz yeterince ilgisini çekmeyen, tamamen yerel ve özel tartışmaları çözüyorlardı.[26] Yerel mahkemelerin (biylerin) nahiye yöneticileri tarafından kontrol edilerek yapılan kurultayı mevcuttu. Her idari köyden bir ‘biy’ (hakim) 3 yıl süreyle seçiliyordu. Ancak onu da vali onaylıyordu.[27] Volostlarda biylerin sayısı ev sayısına bağlı olarak 8’e kadar çıkabiliyordu. Köy idaresindeki biyler 100 rubleyi aşmayan davaları çözerlerdi, 1000 rubleye kadar olanları volostlar, 1000 rublenin üzerindeki davaları da olağanüstü toplantılarla uyezdler çözerdi.[28] Bu biylere maaş verilmiyordu. Hiçbir şey rüşvetsiz yapılamaz hale getirilmişti. Kırgızlar ya da genel olarak “tuzemtsiler” gerçeği hiçbir yerde bulamazlardı. Karşılaştıkları bütün problemler sonucunda tamamen haksız duruma düşmekten kurtulamazlardı. Vergi, sulama işleri, ormancılık konuları halkı soymak, ezmek için uygun birer kılıftı. Bu konularda çok basit tartışma karşısında bile, “ceza” veya hazine için anında “toprağı elden alma” işlemi uygulanırdı. Bu yüzden seçimler beraberinde ikiyüzlülüğü, satılmışlığı ve entrikaları getirdi. Hatta “atkaminer” denilen farklı bir insan grubu bile meydana geldi.[29] Bu yeni sosyal tabaka sadece iş takipçiliği yaptığı halde yeni toplumda kendisine yer bulabildi.

 

Rus memurlarının bozkıra geldiklerinde yemekleri için uyezd idaresinin herhangi bir para ödememesi gibi sıradan bir uygulama misafirperver bir halk olan Kırgızlara zorla dayatılıyordu. Bozkırın her yanına dağılan Rus memurlarını yerli halk ağırlamak zorunda idi. Seçim döneminde ise uyezd başkanına büyük ziyafetler halkın cebinden hazırlanıyordu. Uyezd başkanının tercümanı ya da sekreteri başkanın neler sevdiğini önceden liste halinde hazırlayıp veriyordu. Başkan ailesi, akrabaları, tanıdıkları ve 20 kadar adamıyla gelir ve Kırgızların hesabından bütün hafta yiyip içerek sarhoş olurdu.[30]

Rüşvet sıradanlaşmıştı. Rüşvette bir sistem kurulmuştu. Köydeki fakir ve orta haldeki adam köyün starçınına, starçın boluşa, o tercümana, tercüman uyezdin başkanına, başkan bir üstüne rüşvet veriyordu.[31] En alt görevde çalışan tercüman ve muhafızlar maddi durumu iyi olanlardandı. Ve bu da rüşvetin sayesinde idi. Hiçbir yerde seçim büyük rüşvetler olmadan yapılamazdı.

Kırgızların karşı karşıya kaldıkları geleneksel düzenden uzaklaşan yeni toplumsal düzen ve bu yeni yapılanma makro boyutta büyük bir değişimi dayatmanın da ötesine giderek yerli halkın birebir yaşamlarını etkileyecek hale gelmişti. Toplumsal hayatın her boyutunda bu yeni hayat tarzı, yani Rus mantalitesi hakim olmaya başlamıştı. Bu yeni duruma uyum sağlamak, gönüllülükten daha ziyade şartların da zorlamasıyla bir mecburiyet halini alıyordu.[32] Kırgızistan’ın idari ve bölgesel bölünmesi ise hiç şüphesiz Çarlığın bu sömürgeci iktidarını güçlendirmek içindi.[33] Fakat bunlarla birlikte Kırgız toplumuna birçok yenilik de girdi. Örneğin; halkın üst kademe soylulara olan bağımlılığıyla ilişkili ve bağlantılı olarak soyluların yüz yıllık gelenekleri kademe kademe kaybolmaya başladı. Yönetime seçim sisteminin girmesiyle daha önce zenginler ve manaplar tarafından sürdürülen veraset usulü ortadan kalktı.[34] Boylar arasındaki kanlı çekişmeler durduruldu, böylece çiftçiler rahatça ekip biçmeye başladılar. Diğer taraftan Kırgızistan’a gelen göçmenler sayesinde yerli halkta yerleşik hayata geçmeye başladı.[35]

Dipnotlar

 

[1] V. M. Ploskih, D. D. Cunuşaliyev, İstoriya Kırgızov i Kırgızstana, Bişkek 2009, s. 170.

[2] A. Asankanov, A. Bedelbayev vd., Kırgız Respublikasının Tarıhı, Bişkek , s. 177.

[3] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, Frunze 1986, s. 100.

[4] A. A. Asankanov, İstoriya Kırgızistana (s drevneyşih vremen do naşih dney), Bişkek 2009, s. 239; Muratbek Koşoyev, Kırgız Eli Tarıhı Cana Ruhu, Bişkek 2006, s. 181.

[5] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 101.

[6] S. Begaliev, “Basmaçestvo: Novıy Vzglyad”,  Kırgızı i Kırgzstan: Opıt Novogo İstoriçeskogo Osmısleniya, Bişkek 1994, s.109.

[7] B. Camgerçinov, V. P. Şerctobitov v.d., İstoriya Kirgizii, Frunze 1967, s. 68-69.

[8] Begaliev, a.g.m., s. 108.

[9] R. Doronbekova, V. Mokrinin, V. Ploskih, Kırgızdardın cana Kırgızstandın Tarıhı, Bişkek 1993, s. 156-157; Ploskih, Cunuşaliyev, a.g.e., s. 170.

* Uyezd: Volosttan büyük idari birim.

* Volost: 1000-2000 arasındaki ev sayısından oluşan idari-yerleşim birimi.

* Çarlık Rusya’nın getirdiği yeni idari birimlerde köyler 100-200 arasındaki ev sayısından oluşuyordu.

[10] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 102.

[11] Asankanov, a.g.e., s. 239.

[12] C. M. Malabaev, Kırgız Mamleketinin Tarıhı, Bişkek 1999, s.112-113.

[13] Ploskih, Cunuşaliyev, a.g.e., s. 170.

[14] T. N. Ömürbekov, Kırgızstandın Tarıhı, Bişkek 2011, s. 296; Asankanov, Bedelbayev vd., a.g.e., s. 177; Asankanov, a.g.e., s. 240.

* Starşina: Başkan. Kırgızlar starşinaya ‘ıstarçın’ diyorlardı.

[15] Muhammed Emin Yazı, ‘’Çarlık Döneminde Kırgızlar (1852-1917)’’, Fırat Üniversitesi SBE, Elazığ 2007 (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi), s. 61-62.

* Manap: zengin boy başkanı. XVIII yy.sonu-XIX. yy. başında ortaya çıktılar.

* Biy: Köy mahkemelerinde örfi davalara başkanlık edip, örf-adetle ilgili konularda hüküm veren kişi.

[16] Camgerçinov, Şerctobitov v.d., a.g.e., s. 68-69.

[17] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 102.

[18] Baymirza Hayit, Türkistan Devletlerinin Milli Mücadeleleri Tarihi, Ankara 1995, s. 157; P. P. Litvinov, “K Voprosu ob Organizatsii Administrativnogo Upravleniya Rossii na Vostoçnom Pamire (konets XIX-naçala XX v.)”, İz İstorii Dorevolutsionnogo Kirgizistana, Frunze 1985, s. 78-79.

[19] B. Baybulatov, Sotsiyalno-Ekonomiçeskiy Stroy Kirgizii do Velikoy Oktyabrskoy Sotsialistkoy Revolyutsii, Frunze 1958, s. 19.

[20] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 103.

[21] Begaliev, a.g.m., s.109; İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 100-101.

[22] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 103.

[23] G. İ. Broydo, “Vosstanie Kirgiz v 1916 g.” Vosstanie Kirgiz i Kazahov v 1916 Godu, Bişkek 1996, s. 89-90, 94

[24] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 103

[25] Broydo, a.g.m., s. 89-90, 94.

[26] A. Kaan, S. Begaliyev, Kırgızstandın Tarıhı, Bişkek 1996, s. 58.

[27] A. Sıdıkov, “Kratkiy Oçerk İstorii Razvitii Kirgizskogo Naroda”, Abdıkerim Sıdıkov-Natsiyonalnıy Lider, Bişkek 1992, s. 82.

[28] İstoriya Kirgizskoy SSR, Tom II, s. 102.

[29] Sıdıkov, a.g.m., s. 82.

[30] L. V. Lesnaya, 1916-cılkı Kırgızstandagı Kötörülüş, Bişkek 1996, s. 71.

[31] Bak. E. Mederbekov, Kızıl Calın, Frunze 1987.

[32] K. K. Karakeev, “İstoriçeskoe Znaçenie Vosstania 1916 g. V Sredney Azii i Kazahstane”, Kırgızı i Kırgzstan: Opıt Novogo İstoriçeskogo Osmısleniya, Bişkek 1994, s. 130.

[33] O. C. Osmonov, İstoriya Kırgızistana (s drevneyşih vremen do naşih dney), Bişkek 2005, s. 294.

[34] Asankanov, a.g.e., s. 240; Osmonov, a.g.e., s.294.

[35] Koşoyev, a.g.e., s. 183.

Çarlık Rusya’nın Kırgızistan’da izlediği Toprak ve Göçmenler Politikası

Ali TORAMAN

 

ÖZET

Çarlık Rusya, Kırgızistan’ı iki aşamada; ilk etapta kuzey kısmını, ikinci etapta güney kısmını istila ettikten sonra burada kendi sömürü düzenini yaratmak için toprak ve göçmenler konusunda birtakım politikalar uyguladı. Bunun için öncelikli olarak yerli halkın elinden toprakları alınıp, daha sonra buraya göç ettirilen Rus ve Ukraynalı köylülere dağıtıldı. Bu dağıtım da adilane bir şekilde yapılmamış, göçmenlere dağıtılmak üzere yerli halkın elindeki verimli ve sulak araziler tercih edilmiştir. Kırgızların yaşam alanları daralmış, kendi memleketlerinde ikinci sınıf insan konumuna düşmüşlerdir.

Topraklara el koymanın yanında göçmenler politikası da Çarlık Rusya’nın başka bir sömürü düzeniydi. Çarlık Rusya, göçmenleri bu topraklara yerleştirerek hem bölgenin Ruslaşmasını hem de yeni aldığı yerlerde kendine yönetim ve düzen için bir dayanak oluşturmayı amaçlamaktaydı. Zira göçmenlere en verimli araziler verilirken aynı zamanda vergiden de muaf tutulmuşlar, ayrıca göçmenlere maddi yardım yapılmış ve bölgede zenginleşmeleri ve söz sahibi olmaları sağlanmıştır.

Anahtar Kelimeler: Kırgızistan, Çarlık Rusya, toprak, politika.

1- Toprak (Arazi) Politikası

Çarlık Rusya, Kırgızistan’ı iki aşamada istila etmişti. Birinci aşama 1856’dan 1867 yılına kadar olan dönemi kapsar ki, bu dönemde şimdiki Kırgızistan’ın kuzey kesimlerinin istila edildiği dönemdir. İkinci aşama ise bu yıllardan 1876-77’ye kadar olan süreçtir. Bu süreçte ise şimdiki Kırgızistan’ın güney kesimlerinin istila sürecidir. Güney Kırgızistan’ın istilası 1877’de Kurmancan Datka idaresindeki Altay Kırgızlarının boyun eğdirilmesiyle son bulmuştur. Kırgızistan’ın istilasından sonra tüm Türkistan’da olduğu gibi burada da idari, ekonomik, eğitim, arazi vb. alanlarda hızlı bir değişim ve sömürü politikası uygulanmaya başlandı. Bu sömürü politikalarının birisi de arazi ve toprak politikasıydı.

Rus istilasının hemen öncesinde, XIX. yy.ın ortasında Kırgızistan’da üç tür arazi vardı. 1- Devlet arazisi; kanunlarla halka kullanması için verilen ve bundan hazineye vergi alınan, işlenen ve işlenmeyen tüm arazileri ve aynı şekilde meraları içine alan araziydi. 2- Özel araziler; hukuki kurallarla devletin sadece yüksek arazi sahibinden elde edilebilirdi. Bu arazilere üç yolla sahip olundu; a) boş yatan araziyi gerektiği şekilde canlandırma ve sulama yoluyla, b) devlet yöneticisinden veya bir başkasından satın alma yoluyla, c) yönetici tarafından hizmetine karşılık kişiye bağışlanması yoluyla. Mülk arazileri vergisi alınan ve alınmayan olarak ikiye ayrıldı. 3- Vakıf arazileri; dini kurum ve din adamlarına verilen arazilerdi. Yerleşime açık ve kapalı olarak ikiye ayrılırdı.[1]

Çarlık iktidarından sonra ise ekonomik uğraş alanı göz önüne alınarak Kırgızistan arazisi üçe bölündü. 1-Çiftçilik, 2-Hayvancılık 3-Hayvancılık ve çiftçilik. Bunda şu aralık göz önüne alındı; volostlarda[2]; çalışan bir erkek başına ortalama 15 baş hayvandan yukarı ve 1 desatina[3] ekim alanından az olan yerler göçebelik veya hayvancılıkla bağdaştırıldı. 5 hayvandan az ve 2 desatina ekim alanından fazla olan yerler çiftçilikle bağdaştırıldı. Diğer tüm varyantlar ise çiftçilik-hayvancılık veya hayvancılık-çiftçilik olarak sayıldı.[4]

Çarlığın, Kırgızistan’ı almasının asıl amaçlarından birisi onun izlemiş olduğu sömürgeci arazi siyasetinden anlaşılmaktadır.[5] Kırgızistan’da Çarlık hükümetinin sömürü politikası özellikle arazi sorununun çözümünde kendini açıkça gösterir.[6] Çünkü Türkistan’da Çarlık iktidarının sağlamlaştırılmasında sadece idari yönetimi değil, aynı zamanda yeni bölgedeki milyonlarca yerli halkın kaderiyle ilgili karmaşık ve kritik arazi sorununu da organize etmek gerekiyordu.[7] Kırgızistan’ın, Rusya’ya ilhak edilmesinin hemen ardından Kırgızistan topraklarına Rus köylülerinin göçü başlamıştı. Göçmenlerin toprak kullanım sistemleri için özel yönetim oluşturuldu, arazi ve toprak incelemeleri yapıldı.[8] Çar iktidarı göçmen politikasına ek olarak bu bölgede hammadde ve pazar arayışı amacına yönelik olarak onun iç politikası, ekonomik durumu, doğal ve iş gücü kaynakları hakkında sağlam bilgilere sahip olma ihtiyacı duydu. Bu amaçla XIX. yy.ın ikinci yarısında Kırgızistan’a 250 araştırma gezisi düzenlendi.[9] Kırgızistan’ın tamamında ve özellikle Issık-Köl bölgesinde bir dizi araştırmalar yapıldı.[10] Çarlık Rusyası, Kırgızistan’ın incelenmesi için birçok araştırmacı bilim adamı gönderdi bunların içinde; “Coğrafyacı P. P. Semenov Tyan-Şanskiy, Hayvanbilimci İ. A. Severtsev, Jeolog İ. V. Muşketov, Coğrafyacı ve Botanikçi A. P. Fedçenko, Tarihçi V. V. Bartold, Türkolog V. V. Radlov, Eğitimci Ç. Valihanov” yer aldı.[11] Onlar Kırgızistan’ın tarihini, edebiyatını, dilini, etnografisini öğrendiler, o zaman tamamıyla belirsiz olan doğal zenginliklerini, bitkilerini ve canlılar dünyasını incelediler.[12] Bununla birlikte XX. yy.ın başında bu bölge için özel araştırma yapıldı. Bu araştırma “İskan Dairesi ve Arazi Bölümü” tarafından çiftçilik için yeni verimli arazilerin belirlenmesi amacıyla yapıldı.[13] İncelemelerin ardından çarlık yöneticileri su kaynaklarına ve geçiş yollarına yakın, çiftçilik için en uygun ve verimli yerleri yerli halkın elinden alarak Rus ve Ukraynalı göçmenlere verdiler.[14] Göçmenlere verimli ve sulak araziler verilirken yerli halka da kurak araziler kalıyordu. Bu da doğal olarak verimsiz yerlerdeki ekincilikten kâr getirmiyordu. Meselâ 1914 yılında Yedi-Su’da bir ailenin yıllık varidatı, Kırgızlarda 469 ruble iken en verimli yerlerde oturtulan Ruslarda ise 1018 ruble idi. Kırgız, bütçesindeki bu eksikliği hayvan beslemekle kapatmak istese bile, onun da yolu kapanmakta idi.[15] Çünkü hükümet, Kırgızların temel uğraşlarının konar-göçer hayvancılık olduğuna bakmaksızın ekilebilir arazileri ve otlakları yerli halkın elinden aldı. Hayvan yetiştiricileri hayvanları için iyi mera otlakları ararken sık sık konaklama yerlerini değiştirdiler, konaklama alanlarının büyük kısmı geçici olarak boş kaldı. Bu da devlet memurlarına boş arazileri alma vesilesi oldu.[16] Yerli halkın topraklarına el koymanın başka yolu da yerli halka emlak arazilerini satma ve satın alma hakkının verilmesi idi. Fakat toprak satın alma hakkı bir tek Hıristiyan Rus uyruklulara verildi. Yerli halkın arazileri ise devlet arazisi olarak kabul edildi. Bundan maksat yerli halkı araziden yoksun bırakıp, onların elindeki arazileri boş arazi diye ilan etmekti. Bu da Rus ve Ukraynalı göçmen çiftçileri boş yerlere göçürme hakkını doğurdu. İtirazları ve karşı çıkmaları önlemek için de bu araziler devlet arazisi sıfatıyla göçmenlere ebedi kullanma hakkıyla verildi.[17] Bölgenin devlet mülkiyetine tanınan tüm arazi kaynakları Çarlığa hizmet etti, daha sonrasında ise hukuka dayanarak toprak parçalarına göçmen fonu adı altında zorla el koydular.[18] Büyük orandaki verimli ve uygun yerlerdeki araziler göçmenlere dağıtılmak üzere yerli halkın kullanımından kaldırıldı. Bununla birlikte yerli yöneticilerin kendi yararlarına göre ve açıkça kötüye kullanarak vergi almaları yerli halk için felaket oldu.[19] Kırgızlar kendi memleketlerinde ikinci sıraya itildi. Çarlık Rusya bu göç politikasıyla; bir taraftan Kırgızistan’da Rus nüfusunu artırıp sömürü siyasetini onlara dayanarak yürütmeyi amaçlarken, diğer taraftan Rusya’nın merkez bölgelerindeki tarım problemini çözmek ve Rus çiftçilerinin arazi için mücadelelerini önlemek amacıyla onlara yeni yerler vermeyi planlamıştı.[20] Çünkü sadece 1897-1917 yılları arasında Rusya’nın Avrupa kısmının nüfusu iki kat artmıştı. Bazı bölgelerdeki iş gücü fazlalığı % 76’ya kadar çıkmıştı. On binlerce köylü iş bulma imkanını kaybediyordu.[21]

Çarlık yönetimi 1867-1891 yıllarındaki yönetmelikle tüm göçebe topraklarının devlet malı olarak tanınmasını kabul ederken aynı zamanda göçebelerin ve yarı göçebelerin tüm yerleşim alanları yaylak ve kışlak olarak bölündü. Mevzuatın ortak kullanım formu araziyi yazlık ve kışlık olarak veya uyezd ve çiftlik arazisinin kışlık ve kültürel kullanım ilişkisine göre ayırarak devlet temelinde belli yasalara göre belirledi.[22] Aynı zamanda Rus istilasından önce şahıslara ait olan mülk arazi ve kurumlara ait vakıf arazi de kaldırıldı.[23] 1886 ve 1891 yönetmelikleri boyunca kışlık ve kültür arazisini volostlar, köy halkı ve farklı işletmeler arasında dağıtma hakkı, özel bir toplantıyla feodal ve varlıklı nüfusun sözcüsü olan volostlardan ve köylerden seçilen insanlara verildi. Doğal olarak arazi ihtilafı da onların lehine çözüldü.[24]

Bu feodaller toprakları kiraya verme hakkına da sahipti. Belli bir para karşılığı topraklar yerli halkın kullanımı için kiralanırdı,[25] kira ücretini de Çarlık kanunlarına göre kendine alırlardı. Kiraya verilen topraklar içinde ise sadece göçebelerin kışlık konaklama toprakları yer aldı ve buralar 30 yıllığına kadar kiralandı.[26] Toprakların bu şekilde kiralanması fakir halkı topraksız bıraktı. Örneğin; büyük manaplardan[27] biri olan Özbek’in oğlu, Bişkek sakinlerine 300 desatina çayırlık alan kiraladı ve karşılığında 800 ruble aldı, bunun sonucunda Kırgız boylarından bazıları çayırsız kaldı. 1912 yılında Prjevalsk uyezdinin[28] sadece bir volostunda Kurmentinsk’te manaplar tarafından 1099 desatina alan göçmenlere kiraya verildi, yerli halk ise topraksız kaldı. Gelirleri de her zaman olduğu gibi feodallerin yararına kullanıldı. Verimli arazilerden yoksun bırakılan yerli halk kölelik koşulları olan feodallerden toprak kiralamaya ihtiyaç duydular. Sıklıkla da önceleri kendilerine ait olan mera alanlarını kiraladılar. Yerli halk bunun hakkındaki şikayetlerini Cumgalsk volostunda 10 Ekim 1911’de şu şekilde dile getirdiler: “Bizim hayvanlarımız otlak yetersizliğinden dolayı yavaş yavaş yok olmaya başladı ve sonunda biz kendi topraklarımızı kiralamak ve büyük paralar ödemek zorunda kaldık.” Zira bu volostta 1910 başlarında 2269 desatina arazi yıllık 3000 rubleye kiralanmıştı. Çoğunlukla bir feodalden bir sezonluğuna arazi kiralayan fakir birisi bu arazisini sahibinin iş aletleriyle işlerdi. Bazen de arazi sahibi kiraladığı arazi karşılığına süt, kımız gibi şeyler alırdı. Bunun ürün karşılığı yapıldığı da olurdu, bu durumda arazi sahibi ürünün yarısını alırdı. Nadiren de olsa ürünün üçte birinin toprağı kiralayan fakire kaldığı olurdu. Buradan anlaşıldığına göre toprakların genel kullanımı kısmen büyük hayvan sahibi olan feodallerin sorumluluğundaydı. Zengin ve manaplar en iyi toprak parçalarına sahiptiler. Bu da toprakların formalite olarak topluma ait olduğunu, fakat fiili olarak kullanımının feodallerin elinde olduğuna şahitlik eder. Toplumun ve çiftliklerin kullanımına ise kurak araziler kaldı. Platoluk alanlardan ve dağ eteklerinden genellikle fakir çiftlikler faydalandılar. Köy toplumunun her üyesi, kurak alanlardan istediği boş bir toprak parçasını işleyebilirdi. Çarlığın bu uygulamaları feodallerin daha da güçlenerek verimli arazilere sahip olmalarına neden olurken fakir insanların da iyice ezilmelerine sebep oldu. Toprakların genel kullanım düzeni emekçi köylüleri sömürmek için elverişli şartlar yarattı.[29] Toprakların kiraya verilmesi, yerli halkın elinden topraklarının alınması amacına yönelik olduğu gibi, göçmenlere toprak sağlama amacını da güdüyordu.[30]

Bunların yanı sıra özel mülkiyete ait topraklar da vardı. Bunlar genellikle bireylere ait çiftliklerin kullanımında olan topraklardı ve babadan erkek çocuğa miras olarak kalabilirdi. Bu miras olarak kalan topraklar oğullar arsında eşit olarak bölünürdü. Çoğu durumlarda henüz baba haytayken, evli olan büyük oğullar ayrı hanelere bölünürlerdi. Küçük oğul ise babasının ölümüne kadar onunla kalırdı ve tek mirasçı olurdu. Kız çocukları ise miras hakkına sahip değillerdi, mirastan pay almazlardı, fakat sadece bir durumda; eğer bekarsa o zaman mirastan bir erkeğe düşen payın yarısı kadarını alırdı. Eğer ölenin arkasında miras bırakacağı oğlu ve kızı yoksa o zaman miras hakkı yakın akrabalarına geçerdi. Özel mülkiyette olan bu topraklar serbestçe satılabilir ve satın alınabilirdi.[31]

 

2- Göçmen Politikası

Rus köylü göçmenlerin ilk büyük sömürgeci hareketleri Kırgızistan’ın kuzeyinde; Çüy ve Issık-Köl bölgelerinde 1860-1870 yıllarında, Talas vadisinde 1880-1890’da ortaya çıktı. Kırgızistan’ın güneyinde ise 1890-1900 yıllarında gerçekleşti. İkinci büyük Rus köylüleri göç hareketi ise birinci Rus Devriminden (1905-1907) sonra gerçekleşti. Bu şekildeki oluşumla 1915’e kadar Kırgızistan’ın tüm bölgelerine Rus köylü göçmenleri yerleştirildi.[32] Göçmenlerden her bir aileye toprak bölünüp verildi, ayrıca Çarlık hükümeti bu göçüp gelenlere para yardımı yapıp, onları vergiden muaf tuttu.[33] Her bir göçmene (erkek nüfus başına) 15 desatina toprak (30 desatine vermesi kararlaştırılmış, bunun 15 desatinası yedek olarak ayrılmıştır, ilk kullanım olarak 15 desatina verildi) ve 100 ruble para dağıtıldı.[34] Kısa zamanda Rus göçmenler arasından zenginleşenler oldu ve bir süre sonra toplum arasında bölünmeler yaşandı, Ruslar, Kırgızları ikinci sınıf insan olarak görmeye başladılar ve “Tüzemliler” diye adlandırdılar, Kırgızlar ise Ruslara “Gayrimüslim” derlerdi.[35]

Reform sonrası dönemdeki göçmen sorunu hükümetin odak noktası oldu. Çarlığın göç politikası birkaç etaptan oluştu. İlk dönemlerde iktidar kendi iç durumunun ekonomik ve politik çıkarına uygun olarak göç hareketini teşvik ederken daha sonra sınırlandırdı ve engelledi. Bölgeye köylü göçmenlerin süratle yerleştirilmesi hedefiyle ve burada varlıklı işletmelerin büyük ve sağlam bir tabakasını oluşturma umuduyla Çarlık idaresi ilk başlarda büyük ebatlı arazi taksimi yapmayı temel edindi. Göçmenler tüm vergi ve yükümlülükten hariç tutuldu. Türkistan’da Çarlığın sosyal dayanağı olan kulakları[36] kurmak için kredi ve diğer tüm gerekli şartlar sağlanarak göçmenler desteklendi.[37] Çarlık yönetimi Issık-Köl ve Çüy bölgelerinde kendi iktidarını sağlamlaştırmak için varlıklı köylülerden amacına yönelik bir tabaka oluşturmaya çalıştı.[38] Her köylü göçmene ilk başta 30 desatina toprak verilmesi, 15 yıl vergiden ve askerlikten muaf tutulması da bu amaçla yapıldı. Sadece Bişkek ve Prjevalskiy uyezdlerinde 1896 yılında 26 Rus köyü ortaya çıktı, 1980 yılına göre de göçmen sayıları iki kat arttı.[39] Henüz 1884’iken Kırgızistan’daki göçmen sayısı 15,000’e çıkmıştı, 1985’e gelindiğinde bu sayı 35,569’a ulaştı.[40] Vergi ve askerlikteki ayrıcalık aynı zamanda Almanlara da uygulandı. 1879’dan itibaren Almanlar da göçüp yerleşmeye başladı. Almanlar, Türkistan Genel Valisi Von Kaufman’a başvurarak her türlü devlet hizmeti, askerlik ve vergiden muaf tutulmalarını istediler. Kaufman da bu isteklerini kabul ederek onlarında diğer Rus ve Ukraynalı göçmenler gibi bu yükümlülüklerden muaf tutulmalarını bildirdi.[41]

1865 yılından itibaren başlayan ülkenin bu sö­mürgeleştirilme hareketi belirli bir şekilde hızlandırıldı. Sömürgeleştirme, belirli bölgelerle sınırlı değildi. Rus askerî ve ikti­sadî menfaatlerinin bulunduğu her toprak parçasına el konuluyordu. Bu nedenle 1867’den sonra, mesela Issık-Köl Havzası’nın Ruslarla is­kân edilmesine gayret gösterildi. Issık-Köl Havzası’nın Rus göçmenlerle iskânı, Rusya’ya, ilerde Doğu Türkistan’da yürütülecek siyaset bakı­mından stratejik çıkarlar sağlayabilirdi. Türkistan’a gelip yerleşen göçmen ailelerin de % 90,9’u parasız; % 36,7’si de malı mülkü olmayan kimselerdi.[42] Zaten gelenlerin çoğunun yerleşmesi de bundandı, çünkü bir kısım parası olanlar tekrar gitmişlerdi.[43]

Kırgızistan’ın merkezine yapılan göçlerle kısa zamanda Lebedinovskiy, Belevodskiy, Preobrajenskiy, Teplokluçenskiy v.b. yerleşimler peyda oldu. 1885’de Issık-Köl uyezdine artık 6, Bişkek’te 10 Rus yerleşimi vardı. 1870-80’li yıllarda göçmenler Talas vadisine yönlendirildi, orada Voznosenskiy, Dimitriyevskiy, Pokrovskiy, Nikolayevskiy köyleri ortaya çıktı. Yüzyılın sonlarında özellikle 90’lı yıllarda göçmenlerin sayısı çoğaldı. İlk Rus kasabası XIX. yy. sonunda, 1905’te Rus köylülerinin kasabasının artık 25’e kadar yer aldığı Kırgızistan’ın güneyinde ortaya çıktı.[44] 1868-1883 yılları arasında 36 Rus yerleşimi ve 2500 de Rus aile mevcuttu.[45] Çarlık hükümeti yine 1905’te “Göçmenler Yönetimi” adında yönetmelik hazırladı. Bu yönetmelikle 1916’ya kadar Issık-Köl, Karakol ve Bişkek’teki verimli tarım arazilerini Rus göçmenlere dağıtıldı.[46] Rus göçmenleri yerleştirilirken, yerli çiftçilerin tarla ve otlakları zapt olunur, evleri işgal edilir ve kendileri de çöl­lere kovulurdu. Bazen böylelikle gasp olunan yer­ler Ruslar tarafından tamamen ekilmez, mahsulât da evvelki ahalinin aldığı mahsule göre az olurdu. Bu müstevli Ruslar işgal ettikleri, yerleri yerli Türk­lere, Kazak-Kırgızlara kiraya vermeği daha kârlı buluyorlardı. 1910 yılında Yedi-Su’da 5100 aile (yani 30.000 kadar nüfus) olan Kazak ve Kırgız’ın evi yıkılıp, 250.000 desatina toprak vahşicesine gasp olunmuş ve kendileri yerlerinden kovulup sahraya atılmışlar; tarla ve otlakları her aileye 40 desatinadan, 6.500 kadar aileden ibaret Rus göçmenlerine verilmiştir. Bu hâdise sırasında yapılan vahşetlerin tüyler ürpertici bir şekilde olduğunu, Rusların kendileri de itiraf ediyorlar. Yedi-Su vilâyetinin ancak Bişkek tümeninde yerli aha­liden 3595 desatina yer, göçmen aileleri için gasp edildi. Halbuki Rus­lardan ancak 2008 aile yerleşip, o kadar toprağın ancak % 38 kadarından istifade ettiler. Böyle pek lüzumsuz surette işgal ve gasp iler­deki göçler için yapılıyordu yahut bir toprak aç gözlülüğü neticesi idi.[47] Rusya’dan gelenler arasında sadece Ruslar değil aynı zamanda Ukraynalılar da vardı. 1897’de Ukraynalılar, Kırgızistan nüfusunun % 1,5 – % 1,7’sini veya 12,600 insanı oluşturuyordu. Aslında 1860-1897 yılları arasında Kırgızistan’a gelen toplam Ukraynalı sayısı 8,000 idi. Geri kalan 4,000 ise artık Kırgızistan’da dünyaya gelen Ukraynalılardı. 1917’ye gelindiğinde ise artık bu sayı 47,400 idi.[48] Yedi-Su bölgesinde XX. yy.ın ilk 10 yılına kadar Rus ve Ukraynalıların sayısı artık 200 bin idi. Rus ve Ukraynalılara ek olarak Dunganlar da göçüp gelmeye başladılar. Dunganlarla birlikte Uygurlar da[49] batı Çin’den göç etmeye başladılar. Şen-si eyaletindeki Dungan isyanı (1862-1877) bastırıldıktan sonra çok sayıda Dungan, Rus uyruğunu kabul etmeye karar verdiler ve birkaç kafile halinde sınırı geçtiler. Duganların ve Uygurların sonraki göç etabı 1890’lı yıllarda Petetburg yolu boyundaki, Rusya tarafından istila edilen İliyskiy bölgesine oldu ve Çine geri gönderildiler. O zaman Dungan ve Uygurların bir bölümü Rusya uyruğunda kalmaya karar vererek Yedisu bölgesine göç ettiler. Dungan gurubu Tokmok uyezdine yerleşip, orada Aleksandrovka köyünü oluştururken diğerleri Pişpek ve Sokuluk’ta kaldılar. Böylece Kırgız nüfusu çok uluslu hale geldi. Bölgenin Kırgız kökenli nüfusunun yanı sıra buraya Rus, Ukraynalı, Uygur, Dungan, Kazak, Rusya’nın Avrupa kısmından göç eden Alman ve Tatarlar, komşu bölgelerden göç eden Özbekler yerleştiler.[50]

Tüm bu göçmen ve toprak politikaları yerli halkı fakirleştirdi. Örneğin; 1911-1912 yılında, Çu Irmağı’nın aşağı bölümündeki dört Kırgız-Kazak nahiyesiyle oradaki Rus nahiyeleri arasında, aşağı yukarı aynı ölçü ile bir karşılaştırma yapılmış ve şu nispetler elde edil­miştir;

Yoksul                        Orta                Zengin

Kırgızlarda;     % 68               % 19                 % 13

Ruslarda;        % 29               % 25                 % 46

Göçebe Türkleri böyle yavaş yavaş artan bir sefalete sürükleyen bu durum, kanunla yaratılmıştı.[51]

Türkistan’da uygulamış olduğu sömürü siyaseti yardımı ile Rusya, Türkistan’ı tam bir Rus vilâyeti haline getirmek istiyordu. Türkistan’ın istilâ edilmesinin önemli sebeplerinden biri, iktisadî zenginliklerini (yeraltı servetleri, ziraat ve hayvancılık, bunlar arasında pamuk, ipek ve karakul kürkü vb.) Rus devlet menfaatleri uğrunda kullanmaktı. Nitekim Rus Hükümeti, ik­tisadî politika konusunda lüzumuna kani olduğu tedbirleri almaktan geri kalmadı.[52] Bununla birlikte yerli halka karşı açık bir düşmanlık da vardı. Zira 1907 yılı martında Rusya ziraat departmanı(umum müdürlü­ğü)nın başmüdürü meşhur Kriukov “Rusya Ziraat Baş İdaresi” mecli­sinde; “Kazak-Kırgızlar Çingiz ve Temürlerin torunlarıdır, bunlar imha edilmelidir” demişti. Ayni yıl Devlet Dumasının en nüfuzlu milliyetçi âzası İkinci Markov, muhaceret komisyonunun ilk kânundaki celsesinde, ayni sözleri şu şekilde tekrar ederek, “Kazak-Kırgızlar Çingiz ve Temürün torunlarıdır. Bunun için, Amerika Kızılderililerine ne gibi muamele yapılmışsa, biz de Kazak-Kırgızlara öyle muamelede bulunmalıyız” demiştir.[53]

Arazinin önemli bölümü, çar memurlarının, girişimcilerin, kulakların, varlıklı Kazakların, Kırgız zenginlerinin ve manaplarının, çarlığa dayanan güvenilir hizmetlilerin payına düştü. Topraksız Kırgızların büyük bölümü tarım işçisine dönüştü ve zengin, manap, kulak, çar memurlarına rençperlik ettiler.[54]

Rusların savaşa giden köylü erkeğinin toprağında çalışması için komşu köyde yaşayan Kırgızlar görevlendirilirdi ve bir zamanlar bu toprakların sahibi durumundaki yerli halk için bu çok acı bir durumdu. Rus’un bütün işlerini bir Kırgız yapmak zorundaydı. Toprağı sürmek, ekmek, sulamak, toplamak ve Rus sahibine hiç zarara uğratmadan bütün mahsulü teslim etmek mecburi bir vazifeydi.[55] Kırgızlar kendi aralarında her volosttan birilerini savaşa giden Rus ailelerine yardım etmeye gönderiyorlardı. Bazı yerlerde işçi göndermeyip Rus kadınlarına para verip kurtuluyorlardı (18-35 som). Bu bedava işçilere olan muamele Samsonovka köyü örneğinde olduğu gibi o kadar kötüydü ki; hatta burada bizzat Rus idarecileri, Rus kadınlarını, Kırgız işçilerinin hiç olmazsa karnını doyurması için zor ikna edebilmişti.[56]

Çüy Vadisindeki Panfilov kolhozundan 1896 doğumlu molla Mergenbaev Meder hatıralarında yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Çar’ın adamları Kırgızları çok aşağıda görüyordu. İnsan yerine koymadılar. Ruslar Tokmak’a gelen Kırgızların malına mülküne onları döverek zorla el koyuyorlardı. Bu tip olaylar 1916’ya yakın yıllarda çok sıklaşmıştı.”[57]

Kemin bölgesindeki Lenin kolhozundan 1895 doğumlu Karabaev Toktaalı ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor; “Tölögön ve Seksenaalı adlı Kırgızlar yaylaya giderken nehrin suyu çoğaldığından dolayı Rusların köprüsünden geçerler. Ruslar bizim köprümüzden geçtiniz diye, 12 yılkılarını alıp vermezler. Buna sinirlenen Cunuş adlı genç 12 yılkıya karşılık Rusların 6 öküzünü alır. 2 Rus peşinden gelip ateş edip öldürür. Kırgız genci öldürdüğü için o Rus’u kimse cezalandırmadı. Bu olay 1916 yılında yaşandı. Rusların böyle davranışları Kırgızların dayanma gücünü bitirmiştir.[58]” Bu şekildeki olaylarla halkın memnuniyetsizliği iyice arttı.

KAYNAKÇA

ASANBEKOYE, İ. A., ASANBEKOVA, C. İ., ASANBEKOVA, M. İ., “İz İstorii İzuçeniya Prirodı Priissıkkula Russkimi İsledovatelemi v Vtoroy Polovine XIX – naçale XX vv.”, Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu, Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek, 2008.

ASANKANOV A., İstoriya Kırgızistana (s drevneyşih vremen do naşih dney), Erkin-Too Yayınevi, Bişkek, 2009.

AYTMAMBETOV, D., Kultura Kirgizskogo Naroda Bo Btoroy Polovine XIX i Naçale XX v., İlim Yayınları, Frunze, 1967.

BROYDO, Grigoriy İsaakoviç, “Vosstanie Kirgiz v 1916 g.”, Vosstanie Kirgiz i Kazahov v 1916 Godu, ASABA Yayınları, Bişkek 1996.

CAMGERÇİNOV, B., ŞERCTOBİTOV, V. P., KANİMETOV, A. K., İstoriya Kirgizii, Kırgız SSR MEB Yayınları, Frunze, 1967.

EŞİMBEKOVA, N. S., İstoriçeskiye Osobennosti Evolyutsii Duhovnoy Kulturı Kırgızov, KRSU Yayınları, Bişkek, 2007.

HAYİT Baymirza, Türkistan Rusya ile Çin Arasında, Otağ Yayınları, İstanbul, 1975.

HELİMSKİY, YE. İ., “Pereselençeskoye Dvijeniye i Formirovaniye Ukrainskoy Diasporı v Kırgızstane (60-90-e godı XIX veka)”, Ukraintsı v Kırgızstane, Cilt I, Kırgızistan-Rusya Slovyanskiy Üniversitesi Yayınları, Bişkek 2003, s. 79; N. Gavrilov, Pereselençeskoye Delo v Turkestanskom Kraye (Oblasti Sır-Darinskaya, Samarkandskaya i Fergandskaya), San-Petersburg, 1911.

İLYASOV, S., Zemelniye Otnoşeniya v Kirgizii v Kontse XIX – Naçale XX v., Kırgız SSR İlimler Akademisi Yayınları, Frunze, 1963.

İstoriya Kirgizskoy SSR, Cilt II, Kırgız SSC İlimler Akademisi Yayınları, Frunze, 1986.

KAAN, A., BEGALİYEV, S., Kırgızstandın Tarıhı, Bişkek, 1996.

KENENSARİYEV, Taşmanbet, Ekonomiçeskaya Politika Çarskogo Pravitelstva v Kırgızstane vo 2-polovine XIX – naçala XX vv., Uçkun Yayıncılık, Bişkek, 2009.

KOŞOYEV, Muratbek, Kırgız Eli Tarıhı Cana Ruhu, Bişkek, 2006.

LESNAYA, Ludmila V., 1916-cılkı Kırgızstandagı Kötörülüş, İlim Yayınları, Bişkek, 1996.

MAMBETOVA, B. A., “İstoriya Pereseleniya i Pazmişennaya Ukrainskogo Nasalennya na Teritorii Kirgizstanu”, Ukraintsı v Kırgızstane, Cilt I, Kırgızistan-Rusya Slovyanskiy Üniversitesi Yayınları, Bişkek, 2003.

MANATOV, A., “İstoriçeskiye Znaçeniye İzuçeniya Uçenimi-Puteşestvennikami Kulturı i Bıta Kırgızstana v Period Pricoyedineniya k Rossiyu (seredine XIX-naçala XX vv.)”, Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu, Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek 2008.

MELNİKOV, V. YA., “Narodniye Korni Kırgızsko-Rossiyskoy Diplomatii”, Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu, Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek 2008.

NOGOYBAYEV, U., “Rol Russkih Pereselentsev v Razvitii Kırgızstana”, Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu, Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek, 2008.

OSMONOV, O. C., İstoriya Kırgızistana (s drevneyşih vremen do naşih dney), Bişkek, 2005.

OTTOKUROV, Sabır, Kırgızdar XIX Kılımda, KUU Yayıncılık, Bişkek, 2003.

ÖMÜRBEKOV, Toktorbek, Kırgızstandın Tarıhı, İlim Yayınları, Bişkek, 2011.

SAPELKİN, A. A., Agrarniye Otnoşeniya v Kirgizii v naçale XX. veka (1900-1917 gg.), İlim Yayınları, Frunze, 1977.

Sovetskiy Ensiklopediçeskiy Slovar, Moskova, 1990.

ŞULGA, YE. P., “Dinamika Çislennosti Ukrainskoy Diasporı v Kırgızstane”, Ukraintsı v Kırgızstane, Cilt I, Kırgızistan-Rusya Slavyanskiy Üniversitesi Yayınları, Bişkek 2003.

TOGAN, A. Zeki Velidi, Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, Enderun Yayınları, İstanbul, 1981.

USENBAYEV, Kuşbek, Obşestvenno – Ekonomiçeskoye Otnoşeniye Kirgizov Vtoraya Polovina XIX – Naçalo XX vv., İlim Yayınları, Frunze, 1980.

[1] Taşmanbet Kenensariyev, Ekonomiçeskaya Politika Çarskogo Pravitelstva v Kırgızstane vo 2-polovine XIX – naçala XX vv., Uçkun Yayıncılık, Bişkek, 2009, s. 12-13.

[2] Volost: Çarlık döneminde 1000-2000 arasındaki hane sayısından oluşan idari yönetim birimidir.

[3] Desatina: 2400 m2 lik alan. Bkz; Sovetskiy Ensiklopediçeskiy Slovar, “Desatina Maddesi”, Moskova 1990, s. 382.

[4] A. A. Sapelkin, Agrarniye Otnoşeniya v Kirgizii v naçale XX. veka (1900-1917 gg.), İlim Yayınları, Frunze, 1977, s. 29.

[5] Toktorbek Ömürbekov, Kırgızstandın Tarıhı, İlim Yayınları, Bişkek, 2011, s. 296.

[6] A. Asankanov, İstoriya Kırgızistana (s drevneyşih vremen do naşih dney), Erkin-Too Yayınevi, Bişkek, 2009, s. 240.

[7] İstoriya Kirgizskoy SSR, Cilt II, Kırgız SSC İlimler Akademisi Yayınları, Frunze, 1986, s. 104-105.

[8] O. C. Osmonov, İstoriya Kırgızistana (s drevneyşih vremen do naşih dney), Bişkek, 2005, s. 294; A. Asankanov, a.g.e., s. 240.

[9] A. Manatov, “İstoriçeskiye Znaçeniye İzuçeniya Uçenimi-Puteşestvennikami Kulturı i Bıta Kırgızstana v Period Pricoyedineniya k Rossiyu (seredine XIX-naçala XX vv.)”, (Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu), Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek, 2008, s. 107.

[10] İ. A. Asanbekoye, C. İ. Asanbekova, M. İ. Asanbekova, “İz İstorii İzuçeniya Prirodı Priissıkkula Russkimi İsledovatelemi v Vtoroy Polovine XIX – naçale XX vv.”, (Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu), Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek, 2008, s. 39.

[11] A. Kaan, S. Begaliyev, Kırgızstandın Tarıhı, Bişkek, 1996, s. 54.

[12] U. Nogoybayev, “Rol Russkih Pereselentsev v Razvitii Kırgızstana”, (Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu), Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek 2008, s. 111.

[13] İ. A. Asanbekoye, C. İ. Asanbekova, M. İ. Asanbekova, a.g.m., s. 39.

[14] O. C. Osmonov, a.g.e., s. 294; A. Asankanov, a.g.e., s. 240; T. Ömürbekov, a.g.e., s. 296.

[15] A. Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türk İli Türkistan ve Yakın Tarihi, Enderun Yayınları, İstanbul, 1981, s. 300.

[16] T. Ömürbekov, a.g.e., s. 296; O. C. Osmonov, a.g.e., s. 294; A. Asankanov, a.g.e., s. 240.

[17] Sabır Ottokurov, Kırgızdar XIX Kılımda, KUU Yayıncılık, Bişkek, 2003, s. 259.

[18] İstoriya Kirgizskoy SSR, Cilt II, s. 106.

[19] V. YA. Melnikov, “Narodniye Korni Kırgızsko-Rossiyskoy Diplomatii”, (Sborhik Materialov Konferentsii-220 Let Pervogo Kırgızskogo Posolstva v Rossiyu), Bildiriler, Cilt I, Kırgız Cumhuriyeti İlimler Akademisi, Bişkek, 2008, s. 167.

[20] Muratbek Koşoyev, Kırgız Eli Tarıhı Cana Ruhu, Bişkek, 2006, s. 182-183.

[21] N. S. Eşimbekova, İstoriçeskiye Osobennosti Evolyutsii Duhovnoy Kulturı Kırgızov, KRSU Yayınları, Bişkek, 2007, s. 125.

[22] İstoriya Kirgizskoy SSR, Cilt II, s. 104-105; T. Ömürbekov, a.g.e., s. 296.

[23] T. Ömürbekov, a.g.e., s. 296.

[24] İstoriya Kirgizskoy SSR, Cilt II, s. 104-105; T. Ömürbekov, a.g.e., s. 296.

[25] Kuşbek Usenbayev, Obşestvenno – Ekonomiçeskoye Otnoşeniye Kirgizov Vtoraya Polovina XIX – Naçalo XX vv., İlim Yayınları, Frunze, 1980, s. 100-112.

[26] S. İlyasov, Zemelniye Otnoşeniya v Kirgizii v Kontse XIX – Naçale XX v., Kırgız SSR İlimler Akademisi Yayınları, Frunze, 1963, s. 45, 313, 319.

[27] Manap: O dönemde Kırgızlar arasında boy başkanlarına manap ismi verilirdi.

[28] Uyezd: birkaç volostu içine alan idari yönetim birimidir.

[29] Kuşbek Usenbayev, a.g.e., s. 100-112.

[30] B. A. Mambetova, “İstoriya Pereseleniya i Pazmişennaya Ukrainskogo Nasalennya na Teritorii Kirgizstanu”, Ukraintsı v Kırgızstane, Cilt I, Kırgızistan-Rusya Slovyanskiy Üniversitesi Yayınları, Bişkek 2003, s. 85.

[31] Kuşbek Usenbayev, a.g.e., s. 114, 118.

[32] D. Aytmambetov, Kultura Kirgizskogo Naroda Bo Btoroy Polovine XIX i Naçale XX v., İlim Yayınları, Frunze, 1967, s. 22.

[33] Sabır Ottokurov, a.g.e., s. 221-222.

[34] YE. İ. Helimskiy, “Pereselençeskoye Dvijeniye i Formirovaniye Ukrainskoy Diasporı v Kırgızstane (60-90-e godı XIX veka)”, Ukraintsı v Kırgızstane, Cilt I, Kırgızistan-Rusya Slovyanskiy Üniversitesi Yayınları, Bişkek 2003, s. 79; N. Gavrilov, Pereselençeskoye Delo v Turkestanskom Kraye (Oblasti Sır-Darinskaya, Samarkandskaya i Fergandskaya), San-Petersburg, 1911, s. 2.

[35] Sabır Ottokurov, a.g.e., s. 221-222.

[36] Kulak: Varlıklı, zengin Rus köylüsü.

[37] İstoriya Kirgizskoy SSR, Cilt II, s. 106.

[38] O. C. Osmonov, a.g.e., s. 294.

[39] A. Asankanov, a.g.e., s. 240.

[40] YE. İ. Helimskiy, a.g.m., s. 79.

[41] Sabır Ottokurov, a.g.e., s. 224-225.

[42] Baymirza Hayit, Türkistan Rusya ile Çin Arasında, Otağ Yayınları, İstanbul, 1975, s. 161.

[43] Sabır Ottokurov, a.g.e., s. 222.

[44] B. Camgerçinov, V. P. Şerctobitov, A. K. Kanimetov, İstoriya Kirgizii, Kırgız SSR MEB Yayınları, Frunze, 1967, s. 70-71.

[45] S. İlyasov, a.g.e., s. 129.

[46] Muratbek Koşoyev, a.g.e., s.182.

[47] A. Zeki Velidi Togan, a.g.e., s. 290.

[48] YE. P. Şulga, “Dinamika Çislennosti Ukrainskoy Diasporı v Kırgızstane”, Ukraintsı v Kırgızstane, Cilt I, Kırgızistan-Rusya Slavyanskiy Üniversitesi Yayınları, Bişkek 2003, s. 99-100.

[49] Sabır Ottokurov, a.g.e., s. 221-224.

[50] B. Camgerçinov, V. P. Şerctobitov, A. K. Kanimetov, a.g.e., s. 70-71.

[51] A. Zeki Velidi Togan, a.g.e., s. 311.

[52] Baymirza Hayit, a.g.e., s. 163.

[53] A. Zeki Velidi Togan, a.g.e., s. 305.

[54] B. Camgerçinov, V. P. Şerctobitov, A. K. Kanimetov, a.g.e., s. 70-71.

[55] T. Ömürbekov, a.g.e., s. 177.

[56] Grigoriy İsaakoviç Broydo, “Vosstanie Kirgiz v 1916 g.”, Vosstanie Kirgiz i Kazahov v 1916 Godu, ASABA Yayınları, Bişkek, 1996, s.102.

[57] Ludmila V. Lesnaya,  1916-cılkı Kırgızstandagı Kötörülüş, İlim Yayınları, Bişkek, 1996,  s. 223.

[58] Ludmila V. Lesnaya, a.g.e., s. 229.

Çatışma, Çatışmayı Anlamak

Çatışma, Çatışmayı Anlamak

Çatışma Çözümleri(Conflict Resolution), Barış İnşası(Peacebuilding), Ülke İnşası (State Building), Ulus/Kimlik İnşası diğer konulara oranla uluslararası ilişkilerde daha yeni bilimlerdir. Yapılan çalışmalar genel olarak dış kaynaklı olup, yayınların büyük çoğunlu ingilizce olarak yapılmaktadır. Ülkemizde bu konularla ilgili yüksek lisan programlarının da genelde eğitim dili ingilizcedir.

Bu çalışma daha çok çatışma konusuna giriş şeklindedir. Çatışma ve Barış Çalışmaları son derece geniş açılı ve çok disiplinli çalışmalar olduğundan sık sık başka alanlardan çalışmalarla desteklenmiştir. Özellikle de psikoloji çatışma konusuna girişte en çok değineceğimiz alan olacaktır.

Çatışma Konusuna Giriş

Yer yüzünde her insanın birbirinden farklı bir hayat görüşü, bir amacı ve bir beklentisi vardır. Bazen bu çok farklı hayat görüşleri, amaçlar, istekler ve ihtiyaçlar bizi başka insanlarla karşı karşıya getirebilir.  Bu karşı karşı karşıya gelme durumu sırasında bir çatışma meydana gelir. Kaynakarın kıt olması ve insan doğası çatışmanın hiçbir şekilde son bulmasına izin vermez.

Çatışmalar basit bir eşler arası, komşular arası çatışmalar olabileceği gibi ülkeler arası gibi büyük boyutlarda da yaşanabilir. Çatışma çalışmaları genelde konuya bireyler arası çatışmalardan başlayarak konuya aydınlık getirmeye çalışır. Fakat çoğu üniversite genel olarak gruplar ve uluslararası çatışmalarla ilgilenir. İçsel çatışma ise tamamen psikolojinin bir ürünüdür. Biz de konuya kısa bir giriş yaptıktan sonra uluslararası çatışmalarla ilgileneceğiz.

Çatışma Nedir?

Çatışma en basit açıklaması ile uyumsuz amaçların bulunduğu ya da bulunduğuna inanılan en az iki grup arasındaki ilişkidir.

Başka bir tanımda ise çatışma; en az iki bağımsız grup arasındaki; uyumsuz amaçlar, kıt kaynaklar ve engellenme hissi sonucu ifade edilen mücadeledir[1].

Daha pek çok farklı tanım buraya eklenebilir.

Çatışmaların yaşanma şekli genel olarak;

-Bireyler arası

-Gruplar arası

-Uluslararası olarak kategorilendirilebilir.

Fakat bazı kaynaklarda gruplandırma;

-İçsel

-Bireylerarası

-Grup içi

-Gruplar arası

-Uluslararası şeklinde de yapılmaktadır.

Çatışma konusunda çalışmanın en zor yanlarından birisi de çok farklı ve çok sayıda yaklaşımların olmasıdır[2].

Çatışmanın Altında Yatan Sebepler

Çatışmanın altında yatan sebeplerle ilgili pek çok teori bulunmaktadır. Bu kategorilerden bazıları konulara göre ayrılmıştır, bazıları ise amaçlara ulaşılabilirliğe göre.

Hedefler üç gruba ayrılır. Uyumlu hedefler/amaçlar, Uyumsuz olanlar ve de farklı olmayanlar.

Yani eğer başka insanların amaçlarıyla çatışmayan hedeflerimiz varsa bunlar uyumlu hedeflerdir. Kimsenin hedefine/amacına ulaşmasına da engel değildir.

Uyumsuz hedefler ise sizin amacınıza ulaşmanız, bir başka insanın amacına ulaşmasına engel olmasıdır ve burada çatışma başlar. Mesela Bir çiftin sadece ya eve ya da arabaya yetecek kadar parası olması, kadının bu parayla ev almak, erkeğin ise bu parayla araba almak istemesedi gibi.

Farklı olmayan amaçlar ise, iki tarafında aynı şeyi istemesi ve sadece bir kişinin buna sahip olabilmesidir. Bu da çatışma yaratan bir unsurdur.İki ülkenin de aynı toprakları istemesi gibi.

Bazı teorisyenler bu amaçlara göre çatışma şeklini aynı zamanda Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 çatışma türleri olarak da adlandırmışlardır[3].

Kimlik, ahlaki beklentiler, hukuki meseleler, haklar, maddi olanakların üst kesimlerce paylaşılması gibi konular da başka teoriler arasında yer almaktadır.

Aynı zaman da İhtiyaçlar Teorisi ve de kıt kaynakların paylaşımının çatışmaya yol açtığına dair teoriler de bulunmaktadır.

Çatışma Davranışı

Çatışma ile ilgili yapılmış bazı tanımlarda da çatışma davranışından bahsedilir. Çatışma davranışı kısaca, tarafların uyuşmayan amaçlarına ulaşabilmek için ve/veya düşmanlıklarını göstermek için kullandıkları davranıştır[4].

Çatışma ve Şiddet

Genel olarak halk arası kullanımda çatışma ve şiddet sık sık birbirleri ile karıştırılan konulardır. Her çatışma şiddet içermek zorunda değildir. Fakat zaman zaman iki taraf arasındaki çatışma tırmandığında şiddet görelebilen bir durumdur. Ayrıca çatışmalar her zaman kötü değildir ve de her çatışma da şiddet içermez.

Pek çok psikolojik araştırmaya göre şiddet engellenme hissi ile birlikte gelir. Yani sosyo-ekonomik eşitsizlikler, sağlık sorunları, kültürel olarak kadın ve erkeğe biçilen roller, işsizlik, fakirlik, açlık ve benzeri durumlar insanlar üzerinde engellenme hissi yaratır, bu hissin gelişmesi ile de şiddet baş gösterir[5]. Şiddet her zaman için fiziksel olmak zorunda değildir. Yaşadığımız çevre, aldığımız eğitim ve sosyal statümüz genel olarak şiddetin başka yollarla kendisini göstermesine de sebep olabilir. O halde şiddet türleri nelerdir?

Şiddetin Türleri

Fiziksel şiddet: Genel olarak şiddet kelimesi geçtiğinde aklımıza gelen ilk şey fiziksel şiddettir. Yani insanın bedensel bütünlüğüne zarar verici, direk eyleme dayanan ve de sonrasında tıbbi izler bırakan şiddet türüdür.

Psikolojik şiddet: Dışarıdan görülmesi ve fark edilmesi çok zor olduğu için anlaşılması en zor olan fakat insan ruhu ve psikolojisi üzerinde çok büyük izler bırakır ve de insanları sağlıklı düşünmekten uzağa iter.

Kültürel şiddet: Kültürün çeşitli öğelerinde kendini gösteren şiddet türüdür. Böylece kültürün altında şiddeti kullanır ve de normal hale getiririz. Her kültürde saldırgan öğeler bulunur, bunlar ulusal marşlarda, bayraklarda, atasözlerinde ve daha pek çok alanda kendini gösterebilir.

Yapısal şiddet: Toplumda yer alan yapı ve kurumlarla ilgili bir şiddet türüdür. Bu şiddet türününde belirlenmesi çok kolay değildir çünkü sistemle beraber yer aldığı için toplum genelinde kanıksanmıştır

Çatışmanın Belirlenmesi

Çatışmanın Yokluğu; Uyumlu amaç ve uyumlu davranış olduğu zaman çatışmanın yokluğu söz konusunudur.

Gizli Çatışma; Çatışmaya sebep olacak nedenlerin varlığına işaret eder. Yani bu durumda uyumsuz amaçlar vardır fakat bir uyumsuz davranış yoktur. Dışarıdan bakıldığında gözle görülür bir çatışma belirlenemez.

Yüzeysel Çatışma; Uyumsuz davranış ve de uyumlu amaçların olduğu durumdur. Görünürde bir çatışma vardır fakat bu son derece yüzeysel ve de kökleri olmayan bir çatışmadır.

Açık Çatışma; Hem uyumsuz amaçların, hem de uyumsuz davranışın bulunduğu durumdur. Ortada açık bir çatışma vardır. Belirlenmesi en kolay çatışma türü de tabiki açık çatışmadır.

Çatışma Konusunda Farklı Yaklaşımlar

Çatışmanın Önlenmesi (Conflict Prevention); Çatışmaların şiddet içeren çatışmaya dönmesini engellemek üzere oluşturulan bir yaklaşımdır.

Çatışmanın Düzenlenmesi (Conflict  Settlement); Çatışmaları barış anlaşmaları ile sonlandırmayı hedefler.

Çatışma Çözümü; Üçüncü tarafların müdahalesinin yüksek olduğu bir yaklaşımdır, genel olarak çatışmanın nedenlerini bularak ilişkileri yeniden inşa etmeye odaklanır.

Çatışma Yönetimi; Üçüncü tarafların çatışmaya dahil olarak çatışmayı sınırlamak, durdurmak ve de şiddeti engelleyerek, insanların zarar görmesini en aza indirmeyi hedefleyen stratejilerden oluşur.

Çatışmanın Dönüştürülmesi; Çatışmaya konu olan sosyal ve politik yapıların dönüştürülerek olumlulaştırılmasıdır[7].

Sonuç

Dünya üzerinde özellikle uluslararası yaşanan ya da sivil savaş olarak kendisini gösteren çok sayıda çatışma vardır. Bu çatışmalara üçüncü tarafların dahil olması günümüzde çatışma ve barış alanları içerisinde kullanılan formüllerden biri haline gelmiştir.

Özellikle tarafların olaylara objectif bakamayacağı, şiddet içeren çatışmalardan sonra görülen devletin bütün kurumlarında yaşanan kapasite boşluğu, güvenlik ve acil yardım ihtiyacı gibi konular üçüncü tarafların çatışmaya müdahil olma sebeplerindendir.

Yukarıda belirttiğimiz teoriler ve de yaklaşımlar çatışma ve barış çalışmaları alanın da yapılmış çalışmalardan sadece bazılarıdır. Ciddi anlamda çok sayı da çatışma teorisi ve de ilgilendikleri alanlara göre çok sayıda da yaklaşım bulunmaktadır.

Önemli olan olayları detaylı analiz edip, görülen ve de görülemeyen nedenleri iyice kavrayıp ve de her olayın tek ve benzersiz olduğu gerçeğini gözden kaçırmamak gerektiğidir.

Günümüzde barış operasyonlarında kullanılan belli başlı bazı formüller vardır. Bu formüllerin ne kadar işe yaradığı ulaşılmak istenilen durumdan ne kadar uzakta olunduğuna göre değişmektedir yani tartışmalı bir konudur. Üstelik de çok büyük çatışmalardan sonra çatışmanın çözülmesi kolay ve de hızlı gerçekleştirilebilecek bir durum hiç değildir.

Çatışmayı ve doğasını anlamak, iyi bir çatışma analizi yapmak ve de çatışmadan çıkmış halkın psikolojisini, kültürünü ve neye hazır olup, olmadıklarını kavrayabilirsek çatışmaları uzun süreli barışa döndürme konusunda daha başarılı olacağımıza inanıyoruz.

 

[1] Using Conflict Theory, Otomar J. Bartos University of Colorado at Boulder, Paul Wehr University of Colorado at Boulder, CAMBRIDGE UNIVERSITY PRESS, © Otomar J. Bartos, Paul Wehr 2002

 

[2] Non Violent Conflict Transformation Training Manual, Mischnick Ruth, KURVE Wustrow, S: 21-38

[3] The Structure of Conflict , Clyde H. Coombs The University of Michigan, George S. Avrunin The University of Massachusetts, LAWRENCE ERLBAUM ASSOCIATES, PUBLISHERS, 1988 Hillsdale, New Jersey Hove and London

 

[4] Using Conflict Theory, Otomar J. Bartos University of Colorado at Boulder, Paul Wehr University of Colorado at Boulder, CAMBRIDGE UNIVERSITY PRESS, © Otomar J. Bartos, Paul Wehr 2002

[5]Personality, Burger Jerry M.,Kaknüs Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, 2006, S: 214-220

[6] Working With Conflict Skils and Strategies for Action, Fisher Simon and Others, ZED Books , New York-USA, 2000, S: 3-15

[7] Barış İnşası Kuram ve Uygulaması, ÖZERDEM Alpaslan, Nobel Yayınevi, Ankara, Kasım 2013

Petrol Fiyatlarının Düşüşü ve APEC

Rusya, Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ve Ukrayna’da yaşanan krizlerden beri Batı yaptırımlarının etkisi altında. Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği’nin ortak aldığı kararlar sonucunda Rusya’ya bir takım ekonomik yaptırımlar uygulanmakta. Aylar sonra Rusya, ekonomik sıkıntının gündelik hayata yansıyan yansıması ile sorunun ciddiyetinin farkına günden güne daha çok varmakta. Fakat bu ekonomik zorlukların tam nedeni konusunda Ruslar bir fikir birliğine varabilmiş değiller. Yani kötüye giden ekonominin tam olarak sebebi düşen petrol fiyatları, Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ya da ekonomik yaptırımlar olabilir ama büyük ihtimalle de hepsinin ortak bir sonucu[1].

Rusya, ABD[2] ve AB tarafından uygulanan diplomatik, ekonomik ve dolaşımla ilgili yaptırımlar uygulamakta. Ekonomik yaptırımlar Rusya’nın devlet bankalarına, en önemli enerji şirketlerine ve savunma şirketlerine karşı uygulanmakta[3].

Düşen Petrol Fiyatları ve Yaptırımların Ekonomik Anlamı

Sanayileşme ve gelişen teknolojinin günlük hayattaki kullanımının artması ile birlikte Rusya elindeki büyük enerji kaynaklarını politikada etkin bir aktör olarak kullanmaya başlamıştır. Rusya, uzun yıllardan beri enerji sektörünü batıya ve diğer ülkelere karşı yeri geldiğinde koz olarak kullanmakta ama en çok da ekonomisinin temel taşı olarak enerji sektörünü görmektedir. Bu hem avantaj hem de dezavantaj olan durum şu anda Rusya’ya zor zamanlar yaşatmaktadır. Ukrayna krizi ve beraberinde gelen yaptırımlar sonucunda Rusya ekonomisi sarsılmış fakat düşen petrol fiyatları ile birlikte iyice zor bir duruma girmiştir. Doğal gazla birlikte son derece yüksek oranlarda petrole de sahip olan Rusya EIA(US Energy Information Administration/ Birleşik Devletler Enerji Bilgilendirme İdaresi) verilerine göre en fazla petrol ihraç eden ikinci ülkedir.[4] Yine aynı kurumun verilerine göre 2013 yılında Rusya’nın ekonomisinin %68’i enerji sektörüne dayanmaktadır.[5]

Ukrayna ve Düşen Petrol Fiyatlarına Karşı Önlem

Ekonomi kötüye gidiyor olsa da Rusya bu konuda önlemler almaya hazırlanıyor. Bölgesel ekonomik iş birliğini artırmak isteyen Rusya APEC (Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği) süresince bölge ülkeleri ile işbirliği anlaşmaları yapmak üzere görüşmelerde bulundu. APEC sonrasında da bölge ülkeleri ile ikili anlaşmalar için görüşmeye giden Rusya ekonomik sarsıntıya karşı önlem almakta kararlı.

Çin ve Japonya ile ikili anlaşmalar ve teknoloji paylaşımı konusunda işbirliğinin artırılması üzerine toplantılar yapıldı. Türkiye, Pakistan, Kuzey Kore ve Hindistan, Rusya’nın APEC dışı iletişim kurduğu ve ekonomik anlaşmalar yaptığı ülkeler arasında.  APEC sonrası yeni stratejisini son hızla sürdüren Putin aynı zamanda yeni dış politikasının ana hatlarını gözler önüne sermiş oldu.

Batı ile arasında bir yarışmanın olmadığı ve de Ukrayna konusunda geri adım atmayacağını belirten Putin amacının yeni bir Demir Perde Bloğu yaratmak olmadığına özellikle  değindi. Ukrayna konusunda kendilerinin de söz hakkı olduğunu belirten Rusya Devlet başkanı Vladimir Putin yeni dengeler kurarak krizi atlatmaya çalışıyor.

APEC sırasında en dikkat çeken adımlar ise Putin ve Obama’nın arasındaki iletişim, Japonya, Çin ile ekonomi, enerji ve teknoloji üzerine yapılan anlaşmalar oldu.[6]

Rusya ve APEC

APEC oturumları sırasında Japonya Devet Başkanı Shinzo Abe ile de özel bir görüşme yapan Putin ekonomik ve teknolojik olarak ilişkileri geliştirmek üzerine anlaştı[7]. Çin ve Japonya arasındaki Senkaku adaları sorunu ve Japonya’nın hala dış politik açısından ABD’ye bağımlı olması Rusya ve Japonya arasında sıkı bir ittifakın kurulamayacağının birer göstergesi. Ayrıca Rusya ve Japonya arasında devam eden Kuril adaları sorunu da konu ile ilgili diğer bir etken.  Putin ve Abe bu konuya da değinerek sorunun en kısa zamanda bir çözüme ulaştırılması konusunda ki dileklerini de bildirdiler[8].

Bölgesel gerginlik ve rekabetler Asya ülkeleri arasında sıkı iş birlikleri ve ittifak kurmalarını engellese de ekonomik anlaşmalarla ilk adımların atılması son derece yerinde ve yumuşak bir adım olarak değerlendirilebilir.

Çin ile enerji konusunda işbirliği anlaşması imzalayan Rusya ikinci doğal gaz tedarik hattının inşası konusunda da anlaşmış oldu. 400 milyar dolarlık ilk tedarik hattı anlaşmasından sonra, Rusya ve Çin’in ikinci önemli enerji adımı iki ülkeyi ekonomik olarak birbirine daha da yaklaştırmış bulunmakta.[9]

Sonuç

Rusya, ekonomisini ve Batı karşısındaki gücünü koruyabilmek için her türlü yöntemi deniyor. Petrol fiyatlarının düşmesi ve bunun ekonomik yaptırımlarla birleşmesi ile beraber rublenin düşüşü hızlandı ve son yılların en büyük düşüşünü yaşadı. Ruble’nin düşüşünün turizmi artırması bekleniyor fakat Rusya’nın bundan çok daha fazlasına ihtiyacı var. Merkez Bankası ruble için uyarılarda bulundu ve yeni ekonomi politikaları geliştiriliyor. Batı tarafından abartılı bir şekilde başarılı olduklarına dair bir inanç yer alsa da zaten hiçbir zaman çok iyi bir ekonomisi olmamış olan Rusya bu durumu aynı karamsarlıkla karşılamıyor olabilir.

Rusya’nın halk yapısının farklı olması ve eski Sovyet ülkeleri ile olan yakın ilişkilerle kültürel bağları ve Putin’in yaptığı son hamleler ile Rusya’nın ekonomik krizden çok sarsılmadan çıkması söz konusu olabilir. Tabi ki de bu durum Rusya’nın ikili ekonomik anlaşmaları ne kadar başarılı yürütebildiği ve bu anlaşmaların meyvelerini ne kadar sürede toplamaya başlayabileceği ile yakından ilintili. Rusya’da bir İran örneğinde olduğu gibi yıllarca göreli olarak daha kötü koşullarda ve de bu koşullardan beklenenden daha az etkilenerek yaşayabilir.

Yine Rusya’nın ekonomisini düzeltmek amacıyla diğer bölge ülkeleriyle yarattığı uzun dönemli karşılıklı ekonomik bağımlılık uzun vadede Rusya’nın daha da güçlü bir aktör olarak dönüş yapmasına yol açabilir. Alışılmışın dışındaki ekonomik partnerler belki yakın zamanda değil fakat mutlaka bir gün Rusya’nın ekonomisini canlandıracaktır.

Kanımca sonuç her ne olursa olsun Rusya için yazılan felaket senaryoları çok da gerçekçi bir izlenim taşımamaktadır. Sahip olduğu büyük potansiyel ve de ne olursa olsun elinde tuttuğu enerji kartı Rusya’yı muhtemel bir felaket senaryosundan koruyacaktır. Rusya için zor günlerin yaşandığı ve de yaşanacağı kesin fakat mutlak bir felaketten de son derece uzak.

 

 

[1] http://www.themoscowtimes.com/business/article/russians-divided-on-whether-to-blame-sanctions-oil-or-crimea-for-economic-hardship/512015.html

[2] http://sputniknews.com/trend/sanctions_against_russia_2014/

[3] http://europa.eu/newsroom/highlights/special-coverage/eu_sanctions/index_en.htm

[4] http://www.eia.gov/countries/index.cfm?topL=exp

[5] http://www.eia.gov/todayinenergy/detail.cfm?id=17231

[6] http://www.wsj.com/articles/tension-between-russia-and-u-s-on-display-at-apec-forum-in-beijing-1409653613

[7] http://www.wsj.com/articles/abe-putin-meet-ahead-of-apec-summit-1415560145

[8] http://thediplomat.com/2014/11/why-russia-and-japan-are-making-nice/

[9] http://www.voanews.com/content/russia-china-sign-energy-deal-at-apec-summit/2513909.html

Putin ve Yeni Rusya Dış Siyaseti

Rusya ve Putin’in birkaç yıldır izlediği politikalar genel olarak batılı ülkeler tarafından şiddetli bir şekilde eleştirildi. Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ve ardından yaşanan olaylar, Putin’in argümanlarından birinin mevcut Rus azınlığın haklarının korunması  olması, Çarlık Rusya’sı veya Sovyetler Birliği’ne duyulan özlem olarak yayınlandı. Bazı batılı sitelerde yayınlanan makaleler Putin’in hayatına ışık tutarken, aslında KGB’de çok da önemli bir yeri olmadığını, hatta eşcinsel eğilimlere sahip olduğunun tahmin edildiği gibi noktalar kalın çizgilerle vurguladı[1].  Elbette ki Rusya Federasyon’un da Putin taraftarı kadar karşıtıda var. Karşıtları Putin’i kendisini çar olarak görmekle suçlarken batılı akademisyenlerin ve ya düşünce kuruluşlarının bu kadar sert saldırılarda bulunması konuyla uzaktan yakından ilgilenen kimsenin dikkatinden kaçmamıştır.

Çarist, Sovyetlerci veya Putin’in kendisine özgü siyaseti mi? Bu adlandırmalar veya yakıştırmalar ne kadar doğru? Son birkaç yılda Rusya’nın siyaset sahnesinde bu kadar sivrilmesinin nedenleri nelerdir? Bu makalemizde bu bilgilere kısa ve genel bir bakış atacağız.

Putin Dönemi Siyasetinin Zaman İçerisindeki Genel Hatları

1999’da yönetime geldiğinde, Sovyet sonrası, batıya dönük politikalar izlemeye başlamıştı Putin. Serbest piyasa ekonomisine hızlı geçişin yaşattığı hızlı ekonomik büyüme ve Yeltsin zamanında hazırlanan planların değiştirilmeden uygulanmaya devam etmesi Rusya’da dengeli ve hızlı ekonomik büyümeyi de beraberinde getirdi[2].

Elbette ki Rusya’nın da Sovyet’ler döneminden kalma bir çevre ülkeler hassasiyeti bulunmaktadır. Bu çevre BDT(Bağımsız Devletler Topluluğu) adı altında toplanmış ülkelerin genelinden oluşsa da, tarihsel bağlardan ötürü Ukrayna’nın son derece farklı bir yeri vardır.

Aşağıdaki alıntı Sergey Khrushchev tarafından Kırım sorunu üzerine yazılmış “Crime:Whose Land is This Part 2” isimli makaleden alınmıştır. Alıntıda ifade edilenler ise;

Başkan Vladimir Putin’e ithaf edilen suçlamalar ve hakaretler, bunun üzerine düşünelim. Yirmibeş yıl önce Mikhail Gorbachev Batıya dönük politikalar izlemeye başladı, batı değerlerine bağlılığını ifade ederek ABD ile dostane ilişkiler kurdu, ardından Boris Yeltsin aynı politikaları izledi ve sonra Putin’de ilk yıllarında aynı politikayı izledi.

ABD, Rusya’ya ne yazılı ne de sözlü olarak verdiği sözlerin hiç birini yerine getirmedi. NATO’nun Doğu Avrupa’ya girmeyeceğine söz vermişlerdi, şimdi ne yapıyorlar? Rusya ABD’yi Irak’la savaş konusunda hatta Libya’ya rejim değişikliği için müdahele konusunda bile destek verdi. Sonuç oarak ise Rus şirketleri bu ülkelerden çıkartıldı.

And as for the accusations and insults thrown at President Vladimir Putin, let’s think about them. Twenty-five years ago, his predecessor Mikhail Gorbachev turned his face westward, declared his adherence to Western values and friendship with the US. Boris Yeltsin followed the same policies, and even Putin in his early years did so.

The US did not abide by any of its promises to Russia, neither the written ones, nor the spoken ones. They promised that NATO would not enter Eastern Europe, and what is the reality today? Russia supported the US war on Iraq and even the intervention in Libya aiming at regime change. As a result, Russian companies have been squeezed out of the markets of these countries.”[3]

Rusya’nın hasta olduğu noktalara uzun bir süre Batılı müdahaleler yapılmadı. Ta ki  önce Gürcistan’da sonra da Ukrayna’da Batı taraftarı başkanlar seçilip, NATO ve Avrupa Birliği bölgeye el atmaya çalışana kadar.

2003 yılında Gül Devrimi ile beraber başkanlığa gelen Saakashvili, Rusya ile kuvvetli bağları bulunan Abhazya ve Güney Osetya bölgelerinin tamamen kontrol altına almak istedi. İlk başta bölgesel olan bu sorun, Rusya’nın hassasiyetlerini göz önüne almayarak artı Batılı ülkelerden destek alma eylemlerinin gerçekleşmesi ile uluslararası bir sorun haline gelmiştir.

Bu dönemde Putin, Yeltsin zamanından kalma aşırı liberal ekonomik açılımları dizginlemiş ve hassasiyet bölgeleri üzerine yoğunlaşmıştır. Gürcistan’nın NATO’ya üye olmak istemesi Rusya için kabul edilemez bir durumdur. Her ne kadar Sovyetler Birliği yıkılmış ve de düşmanlıklar bitmiş gibi görünse de eskiden kalma sorunlar çözüme ulaşmamıştır. Yine Rusya gibi büyük ve güçlü ülke güvenmediği güçlerin tam arkasında olmasını katiyen istemeyecektir. Bu Küba sorunu ile neredeyse birebir tehdit içeren bir unsurdur Rusya için. Rusya değişmek de olan siyaset yapısını göstermek ve hassas olduğu bölgelerin altını çizmek için Gürcistan’a asker yollamıştır[4].

Gürcistan’la yaşanan sorun, Batı özellikle de ABD ile karşılıklı hassasiyetin dikkate alınmadığı ilişkiler Rusya’yı dikkatli olmaya ve de bölge üzerinde tam kontrol sağlamaya itmiştir. Doğal Gaz tekelinin oluşması ise bu politikalardan biridir. Enerji son yılların en büyük tehdit kaynağı olmuş ve de Rusya’dan giden boru hatları Avrupa’ya büyük miktarlarda enerji sağlamaktadır.

Ukrayna’da yıllardır süren iç sorunlar ve dengesizlik, ülkenin Rusya yanlısı ve Batı yanlısı olarak ikiye bölünmüşlüğü önce Turuncu Devrime ardından bir dizi huzursuzluğa ve son olarak Euro Maidan olaylarına yol açmıştır. Bu arada ülkenin Avrupa Birliği ve NATO’ya girmeye çalışması Putin tarafından sınırları aşmak olarak yorumlanmıştır. Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ile gerilen olaylar ve Batı ülkelerinin Ukrayna’yı korumaktan aciz olması, yeni komplo teorilerinin gelişmesine ve de Rusya’nın yeni tehdit olduğu yönünde bir dizi açıklamalara ve de kamuoyu yaratma çalışmalarına sahne olmuştur[5].

Kırım esasen kimin toprağıdır tartışmaları beraberinde gelmiş fakat Ukrayna ve Rusya’nın birleşik yapısı, Ukrayna’nın bugünkü sınırlarını Sovyetler döneminde alması ve de aradaki 300 yıllık Osmanlı hakimiyeti ve Cengiz Han’ın Kırım’ı yakıp yıktığı ve de terk edilmiş topraklar olarak bıraktığı iki yüz küsür yıl sayılmazsa genel olarak yoğun bir Rus hakimiyetinden bahsetmek mümkündür. Fakat sonraları bu konu tartışma konusu olmaktan çıkmıştır.

Kırım ile beraber iyice Batı ile restleşen Putin artık yeni dış politikalarını tamamen uygulamaya koymuştur ve politika genel hatları ile patriotizmdir. Yurtseverlik olarak da çevrilebilecek bu kavram aslında bir nevi öze dönüş kendine dönüş olarak tanımlanabilir.[6]

Vladimir Ryzhkov Putin’in yeni siyaset gündemini 7 madde ile açıklamıştır. Bunlardan ilki Kremlin’le Batı arasındaki güven ortaklığının kalktığı yönündedir. Ukrayna’nın Avrupa Birliği ve NATO üyesi olma yolundaki destekleri güven ortaklığını yıkan son olaydır. İkinci madde ise Rusya’nın kendisini ne Avrupa ne de Avro Atlantik içerisinde gördüğü ile ilgilidir. Rusya tamamen kendi yönünü kendi belirlemeyecektir.

Üçüncü madde olarak Rusya’nın uluslararası hukuk ve hukuk kurallarına güveni kalmadığı ile ilgilidir. Güçlü ülkeler kuralları istedikleri gibi koyma ve ya uygulama hakkına sahiptir. Dördüncü olarak da Putin’in politikalarının sadece tarihi mirasının olduğu yerleri kapsadığı ve Estonya, Letonya, Litvanya’nın mevcut durumlarından ötürü bu politikaların dışında kaldığı belirtilmiştir. Diğer bir madde ise etki alanları ve kırmızı hatlarla ilgilidir. Güçlü ülkelerin etki alanlarının dokunulmazlığı konusunda tarafsızlık ve ülkelerin bu alanları koruma yetkilerinin olması gerektiği.

Son iki madde ise mevcut dünya düzenine karşı belirlenmiş maddelerdir.Yani uluslalararası örgütlerin(Batılı örgütlerin) işlerliği ve varlığı sorgulanmış ve rollerinin azaltılması gerektiği vurgulanmıştır. Son madde ise güçlü ülkelerin dünya düzenin değiştirme hakkı olduğu ile ilgilidir.[7]

Sonuç ve Yorum

Rusya büyük ve güçlü bir ülkedir. Birleşmiş Miller’deki konumu, BDT ve Shangai İşbirliği Örgütün’deki konumu, doğalgaz konusunda elinin güçlü olması Rusya’yı öncelikle bölgesinde sonra da diğer ülkeler arasında son derece güçlü bir konumda tutuyor.

Bunca yıl pasif sayılabilecek bir dış siyaset izledikten sonra bir anda keskin bir dönüş yapmış gibi görünmesine karşın Rusya yıllar içerisinde hassasiyet bölgelerini ard arda belirtmiş, NATO ve AB’nin bu bölgelere yakınlaşmasını istemediğini dile getirmiştir. Yavaş yavaş sertleşen politikaları Kırım sorunu ile bir dönüm noktasına ulaşmış ve de yeni bir dünya düzeni hakkında konuşulur olmuştur. Rusya hassas olduğu konularda uzlaşmacı bir tavır izlemeyeceğini belirterek, kendi bölgesel hegomonyasına dönük her türlü tehdit ve saldırıya karşı sert önlemler alacağını da göstermiştir.

Bir şey kesindir ki Putin’in uzlaşmayı reddeden tavrı tarafların daha dikkatli ve sağlam adımlar atmasına sebep olacaktır. Putin şu ana kadar ki uluslararası siyaseti iyi okumuş ve ince hesaplar sonucunda, taraflardan gelecek tepkileri de göz önünde bulundurarak ince bir hamleyle Kırım’ı Rusya’ya bağlamıştır. Nitekim bu başarı özgüveni artırsa da Rusya içerisinde de bölünmelere yol açmıştır. Bir kısım Putin’i sonsuz bir şekilde desteklerken bir kısım da ülke ekonomisinin ve de yapısının bunu  kaldıramayacağını vurgulamaktadır.

Destekleyen kısım Rusya’nın büyük bir potansiyeli olduğu halde sürekli batı karşısında yaşanan psikolojik yenilmişlik duygusunun tersine çevirildiğini düşündüğü için Putin’in politikalarını sonuna kadar desteklemektedir.

Desteklemeyenler ise güçlü bir dış politika için ülke içerisinde ki özgürlüklerin yavaş yavaş rafa kalktığını öne sürerek, Rusya’nın anti demokratik bir sürece doğru yol aldığını ve bu tür kararların alınarak Batı ile sürekli restleşilmesi halinde ekonomik çöküşün geleceğini vurgulamaktadırlar. Medya kuruluşlarının devlet kontrolü ve baskısı altında olması özgürlükler konusunda en çok dikkat çeken sorundur[8].

Şu bilinen bir gerçektir ki bu güne kadar Rusya uluslararası arenada gücünü sonuna kadar kullanmış değildir. Fakat güç kullanımı son derece dikkatli iç ve dış siyaset hesaplamaları gerektirmektedir. Ülke içerisinde hala ikna edilmeyi bekleyen bir kesim bulunmaktadır.

ABD’nin Latin Amerika’yı arka bahçesi olarak gören siyasetinden sonra Rusya’nın hassasiyet bölgelerinden bahsetmesi son derece doğaldır. Hatta Rusya için hassasiyet bölgeleri çok daha fazla önem taşımaktadır. Rusya politikaları kendi geleceği son derece mantıklıdır fakat bir o kadar da tehlikelidir. Yeni dünya düzeninden bahsederken, zaten son derece karışık olan siyasal ortam göz önünde bulundurulmalı ve getirebileceği sonuçların ağırlığı da hesaplanmalıdır. Eğer Rusya iç desteğini de sağlayabilirse son derece kendi yararına olan sonuçlar elde edebilir.

 

[1] http://www.mediaite.com/tv/bill-maher-tells-pussy-riot-he-thinks-putin-might-be-gay/

[2] http://www.iie.com/publications/papers/paper.cfm?ResearchID=974

[3] http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2014/03/crimea-whose-land-this-part-2-20143207314516116.html

[4] http://www.usak.org.tr/dosyalar/dergi/uQ413d7Damy7HYgrklvQ10NvCykJYR.pdf

[5] http://www.bbc.com/news/world-europe-25182823

[6] http://www.foreignpolicy.com/articles/2014/04/21/putin_s_empire_of_the_mind_russia_geopolitics

[7] http://www.interpretermag.com/putins-new-foreign-policy-doctrine-points-to-a-hobbesian-world-ryzhkov-says/

[8] http://www.project-syndicate.org/commentary/maxim-trudolyubov-provides-a-glimpse-into-the-mindset-that-is-fueling-ordinary-russians–support-for-their-president

Budapeşte Memorandumu ve Ukrayna Krizi Gölgesinde Nükleer Silahlara Yeni Bir Bakış

İnsanlık tarihi boyunca medeniyetler kurmuş, medeniyetler yıkmış, göç etmiş ve birbirleriyle karışarak yeni bilgiler öğrenmişlerdir. Tarih boyunca yer değiştiren birbirleriyle karışan medeniyetler, yüzyılların getirdiği fikirler ve yeni akımlar karşısında şekillenmişlerdir. Çoğu zaman bu değişim ve şekillenmeler sancılı olur ve de arkasında pek çok çözümlenmemiş sorun bırakır.

Bu makalemizde Ukrayna Krizi ile gündeme gelen nükleer silahlara ve de Budapeşte Memorandumuna kısaca göz atacağız. Nükleer silahların yapısı, işleyişine göz atarak  caydırılık konusunda ki yeni tartışmalara bir ışık tutmaya çalışacağız.

Nükleer Silahların Tarihi

Nükleer Silahlar; nükleer enerjiye dayanan ve büyük yıkım gücüne sahip bomba, füze (roket) vb türdeki silahlardır. İlk kez ABD tarafından atom bombası biçiminde üretilmiştir. Amerika’nın Japonya’ya 2 adet atom bombası atmasıyla tarih sahnesine giren nükleer silahların biri uranyum diğeri de plütonyum içeriyordu. Günümüzde nükleer bombalar,  yalnızca bombardıman uçaklarından atılan bombalar değildir; nükleer başlıklı ve çok başlıklı füzeler (MIRV-MARV vb), denizaltılardan ve karadan-karaya atılan stratejik nükleer silahlar (IC BM-SLBM vb),  özel nükleer mermi fırlatan toplar, nükleer mayınlar gibi çok çeşitli silahlar vardır. İlk kez ABD’nin (1945) geliştirdiği nükleer silahlara, 1949’da SSCB, ardından İngiltere, Fransa ve Çin Halk Cumhuriyeti de sahip olmuştur.[1] Bu 5 nükleer devlete,  geri bir teknolojiyle de olsa Hindistan da eklendi. Ayrıca İsrail, Brezilya, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Pakistan nükleer silah yapabilme aşamasındadır. Teknoloji ve de bilginin yayılması ile pek çok ülke daha nükleer silah geliştirme kapasitesine gelmiştir.

Manhattan Projesi

Manhattan Projesi atom bombası olarak adlandırılan nükleer silahların ilk doğduğu ve sonra hızla yayılmasına sebep olan projedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hitler’in yükselişi savaşı çok farklı boyutlara sürüklemiş ve bütün dünya Almanya’dan gelecek olan yeni saldırılara karşı koyabilme düşüncesini taşımaktaydı.

İşte bu sırada Kayzer Wilhemn Enstitüsünde çalışan Alman bilim adamları tarafından atom parçalanması gerçekleştirilmişti fakat daha tam olarak ne bulunduğu bilinemiyordu. Aynı Hitler’in Yahudi karşıtı tutumu yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamış ve Yahudilerle çalışan herkes baskı altına alınmaktaydı. Almanya’nın Avusturya’yı işgali ile Avusturya vatandaşı Yahudilerde hedef haline geldi ve atomu parçalayan Otto Hahn ve Lise Meitner büyük baskılar almaya başladı ve Lise Meitner Yahudi olduğu için ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. İsveç’ten yazışmaları devam ederken bu bilimsel buluş ortaya çıkmıştır[2].

Bu gelişmeler ışığı altında Amerika Birleşik Devletleri tarafından Manhattan Projesi isimli bir proje başlatılmış ve bir çok bilim adamı bu projede büyük gizlilikler içinde görev almıştır. Tam olarak ne bulduklarını bilmeyen bilim adamları tarihin ilk atom bombasını yapmış ve denemesini de 16 Temmuz 1945 de New Meksiko eyaletinde Alamogordo çölünde yapmıştır. Trinity adı verilen ilk atom bombası denemesi başarıyla sonuçlanmış ve diğer iki atom bombaları Japonya üzerine atılmıştır[3].

Japonya’da elde edilen sonuçlar atom bombasının ne kadar tahrip gücü yüksek ve yok edici bir silah olduğunu göstermiştir. Böylelikle Manhattan Projesi tarihin ilk atom bombasını üretmiş ve denemiştir.

Nükleer Silah Nedir?

Nükleer silahlar bir atomun parçalanması yani fisyon tepkime ya da iki atomun birleşmesiyle, füzyon tepkime ile tahrip gücü oluşturan silahlardır. Fisyon tepkimeye sahip nükleer silahlara atom bombası füzyon tepkimeye sahip silahlara ise termonükleer bomba ya da hidrojen bombası denir. Her iki bomba türü de aynı sonuçları yarattığı için nükleer silahlar şeklinde anılmaktadırlar. Bu silahların elde edilebilmesi için bir fisil maddeye yani bölünebilir maddeye ihtiyaç vardır. Fisil madde fisyon başına nötron üretir. Fakat bu tepkimeden kaçan nötronlarda vardır. Nötronların tepkimeden kaçması patlamayı gerçekleştirmez. Asıl patlama bu kaçan nötronların sıkıştırılması sonucu oluşur. Nötronların sıkıştırılması ile patlayan ve geometrik dizimi ile asıl tahribat gücünü oluşturan fisil maddedir[4].  Nükleer bombalarda kullanılabilecek fisil maddeler uranyum ve plütonyumdur. Fakat günümüzde en çok tercih edileni, plütonyumdur. Uranyum ve toryum çok fazla radyoaktif atık bıraktığından ve zenginleştirme işlemi ileri teknoloji gerektirdiği gibi pahalı da olan bir fisil maddedir. Nükleer silahlara sahip olan bütün ülkelerin bombaları plütonyumdan yapılmıştır. Nötronların sızmasını engelleyen en iyi geometrik şekil küredir. Küre şekli nötron sızıntısını en aza indirgeyerek zincirleme reaksiyon oluşturur ve bu da patlamanın şiddetini ve tahribatını artırır. Bu yüzden fisil maddenin geometrik dizimi çok önemlidir[5].

Fakat sadece fisil madde ve maddenin geometrik dizimi yetmez aynı zamanda bombayı ateşleyecek koordinasyon sistemi ateşleme konusunda da uzmanlaşılması gerekmektedir.

Zamanla nükleer teknolojinin gelişmesiyle bu teknoloji kullanılarak yapılan silahlar daha etkili ve farklı biçimler almaya başlamıştır. Bu da askeri alanda kullanımını artırmış ve bomba dışında çok boyutlu silahlar haline gelmişlerdir.

Nükleer Silahların Nitelikleri

Peki nükleer silahları bu kadar cazip kılan özellikleri nelerdir? Çok daha küçük bir bombayla çok daha yıkıcı sonuçlar alınabilen bu tehlikeli silahlar askeri açıdan karşı tarafı yerle bir etmek için son derece idealdir. Bu silahların en iyi özellikleri birim ağırlıkları başına, patlaması sırasında ortaya çıkarttıkları enerjidir. Bir bombanın patlaması sonucunda ortaya çıkan enerji, çok kısa bir süre içinde, yakın çevresindeki ortamı ısıtarak bir şok dalgası yaratır. Bu şok dalgası, çevreye zarar verir. Bir bombanın tahrip gücü, patlama sonucu çevreye eşit derecede zarar verecek kimyasal bir patlayıcı olan trinitro-tolüen’ in (TNT) ağırlığı cinsinden verilir. Kimyasal patlayıcıların çevreye verebileceği zarar ile nükleer bir patlayıcının vereceği zarar arasında binler veya milyona ulaşabilecek kadar fark bulunur[6].

Yapılışı ve çalışma ilkeleri de nükleer silahın neden çok cazip olduğunu ortaya koymaktadır. Çok gelişmiş teknolojiye rağmen tahribat gücünün üstünlüğü ve karşı tarafın halkını tamamen yıpratacak ve gelecek nesilleri bile etkileyecek kadar güçlü bir silahtır.

Yeni Nesil Nükleer Silahlar

Gelişen teknolojiyle birlikte silah sanayisi ve teknolojisi de son derece gelişmiştir. Artık cebe sığabilecek küçük bombalardan devasa füze sistemlerine kadar çok çeşitli silah, bomba ve füze sistemleri vardır. İşte nükleer silahlarda artık tüm bu silahlara göre dizayn edilebilen, dönüştürülebilen silahlar olmuşlardır. Nükleer silahlarda öldürücülüklerine değişirler.

Kirli bombalar; Kirli bomba olarak da bilinen Radyolojik dağılma aygıtının patlatılması; Radyasyon nedenli ölümlere yol açma olasılığı düşük olmakla birlikte, psikolojik travmalara ve yüksek enkaz kaldırma, temizlik maliyetleri de dahil olmak üzere olumsuz ekonomik etkilere yol açan bir bomba türüdür. Patlamayla etrafa saçılan nesneler tehlikelidir ve uzun vadede yükselen kanser riski gözlenmektedir. Radyasyon hastalığının gerçekleşmesi olasılığı düşük olmakla birlikte sonraki nesiller için son derece tehlikeli sonuçlar doğurur. Yaralanmanın şiddeti patlamaya, basınca olan yakınlığa, maruz kalınan süreye ve radyoaktif malzemenin türüne bağlıdır[7].

Nükleer Silah Sistemleri ise “sac ayağı” olarak tanımlanan, bir üçlü sistemden oluşur. İlk sistem, düşmanın Kıtalar Arası Balistik Füze (KABF) silolarını hedef alan KABF sistemidir. Bu sistem, planlanmış bir saldırıda ya da saldırı karşısında savunma amacı ile kullanılabilmektedir. Bir nükleer savaşın ilk yirmi dakikasında, KABF’ lerin çoğunluğunun imha edilmesi ve bunların çevreye çok büyük zararlar vermesi olasılığına karşılık, daha çok intikam alma amacına yönelik olan Denizaltından Atılan Balistik Füzeler (DABF) sistemi geliştirilmiştir. Bu füzelerde, KABF başlıklarına oranla daha güçlü olan çok sayıda nükleer patlayıcı vardır ve füze siloları yerine kentleri hedef alırlar. Üçüncü sistem ise, KABF ve DABF sistemlerinin arasında devreye girebilen, insan kumandası ile çalışan ve gerektiğinde geri çağrılabilir nükleer silahlar taşıyabilen bombardıman uçaklarıdır.

Tüm bu bilgilerden de anlaşıldığı üzere düşük radyoaktiviteli silahlar dışında nükleer silahlar bir halkı, bir ülkeyi tamamen ortadan kaldırmak üzere dizayn edilmiştir. Çok büyük bir tehdit unsuru taşımaktadır. Etkileri bir anda geçmez. İnsanlar ve doğa üzerindeki olumsuz etkilerinin geçmesi onlarca hatta yüzlerce yıl almaktadır.

Ukrayna ve Nükleer Silahlar

Ukrayna Sovyetler Birliği’nin bir parçası olarak Rusya tarafından bölgeye gönderilmiş silahları üssünde bulunduruyordu. Sovyetler Birliği’nin dağılması ile beraber yeni dünya düzenine en az sorun yaratmayı amaçlayarak hızlı bir geçiş süresi öngörüldü.Pek çok bağımsızlığını yeni kazanmış devlet, kendi kurumları ve ekonomisini duruma uyarlamaya çalışan Rusya ve de Soğuk Savaştan zaferle çıkmış fakat hala çözülmesi gereken konulara öncülük etmesi gerektiğinin farkında olan ABD bazı sorunları sorunları çözmüş fakat pek çok sorunda donmuş bir şekilde kalmıştır.

Bu sorunlardan biri de başlı başına Ukrayna’nın durumudur. Tarihsel ve kültürel olarak Doğu Ukrayna Rusya’ya son derece bağlıdır, pek çok Rus Ukrayna’yı ayrı bir ülke olarak görmeme eğilimine sahiptir.[8] Bu durum Sovyetler Döneminde Rusya’nın Ukrayna’ya son derece cömert davranmasına da yol açmıştır. Kırım’ın Ukrayna’ya verilmesi ve de 1.800-1.900 civarında nükleer silahın Ukrayna’ya yerleştirilmesi gibi.[9]

Ukrayna’da bulunan silahların batıya dönük olması özellikle ABD’yi rahatsız eden bir konuydu ve de bu tehdidin ortadan kalkması gerekliydi. Aralık 1994’de Budapeşte’de masaya oturan Ukrayna, Birleşik Devletler, Rusya ve de Birleşik Krallık Budapeşte Memorandumunu imzalayarak bu nükleer silahların Rusya’ya geri dönmesi üzerinde ve de Ukrayna’nın güvenliğinin garantiye alındığı konusunda anlaşmaya vardılar. Resmi bir anlaşma şeklinde olmayan bu memorandum daha çok politik bir dökümandı ve de politik belgeleri içeriyordu[10].

Ukrayna’nın istediği bu silahların daha yavaş ve zamana yayılmış bir şekilde Rusya’ya geri gönderilmesi olmakla beraber ABD bu konuyu hızlıca çözmek istemiş, böylece kendisine yönelik tehditden hızlıca kurtulacağını düşünmüştür. 1996’da bütün nükleer silahları Rusya’ya geri ileten Ukrayna nükleer silahların yayılmasının önlenmesi kapsamında büyük bir başarı olarak gösterilmiştir. Memorandumda verdiği sözü Ukrayna tutmuş ve de diğer bir hüküm olan, bağımsız bir devlet olan Ukrayna’nın siyasi ve toprak bütünlüğünün korunması ve de askeri müdahaleye maruz kalmama yönünde ki hükümleri ABD, Rusya ve Birleşik Krallık tarafından taahhüt edilmiştir[11].

21 Kasım 2013’den bu yana Ukrayna’da yaşananlar, Kırım’ın işgali ve de diğer doğu illerinin Rusya ile birleşmek istemesi bu memorandumda yazanlarla ve verilen taahütlere uyumamaktadır[12].

Ukrayna’da bu çok taraflı memoranduma dayanarak Batı devletlerini yanına almak istemiş ve de kendisi sözünü tuttuğu için diğer devletlerinde tutmasını beklemiştir. Yalnız bu durum son derece tartışmalıdır. Birincisi Budapeşte Memorandumunun yasal bağlayıcılığı açısından, diğer ise Ukrayna eğer nükleer silahları teslim etmeseydi de artık bu unsurun caydırıcılığı kalmadığından Ukrayna’nın bu memoranduma atıfta bulunması çok bir şey değiştirmeyecektir.

Nükleer silahların caydırıcılığı konusu tartışılabilir olmakla beraber yakın bölgelerde kullanılmasının tehlikesi, insan haklarını ihlal etmesi ve de çok daha büyük çaplı savaşlara yolaçabileceği gerekçesi ile en son çare olarak düşünülmektedir ki bu yüzden NPT aracılığı ile yeni ülkelerin nükleer silah yapması engellenmek istenmiştir.

Sonuç

Ukrayna’nın ortaya attığı Budapeşte Memorandumuna gelirsek, aslında atıfta bulunabileceği ve de uluslararası bağlayılıcığı olan başka anlaşmalar da vardır. Özellikle de Birleşmişler’in ilkeleri ve de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı daha yerinde savunmalar olurdu.

Fakat Budapeşte Memorandumunun argüman olarak seçilmesi de dikkate değer bir durumdur. Bu tartışma ile nükleer silahların azaltılması/sınırlandırılması anlaşmaları, silahlanma ve anlaşmalar konusu tekrar masaya yatırılmıştır. Uluslararası hukukun ve de uluslararası örgütlerin bazı konularda  özellikle büyük ülkelerin yarattığı sorunlarda etkisiz kalması, giderek artan bir güvensizlik yaratmaktadır ve de Ukrayna kriziyle bu güvensizlik tırmanmıştır. Yaşanan kriz askeri yöntemlerle ve de silahla çözülebilecek bir durum olmamasına rağmen çoğu ülke bu tür durumlarda klasik güvenlik anlayışına geri döner. Bu durumda ya durumu daha da kötüleştirir ya da bi süre sorunu dondurur. Bu donma süresi boyunca milliyetçilik yükselir taraflar kutuplaşmasını korur, hatta ılımlılar bile daha keskin görüşler edinmeye başlar ve de bir süre sonra çatışma yeniden alevlenir.

[1] http://www.nuveforum.net/373-nukleer-teknoloji/49283-nukleer-silahlar/  3.12.2010, 15.55

[2] http://video.google.com/videoplay?docid=683848960668900052#

[3] http://tarihvedusunce.esmartweb.com/body_manhattan.html

[4] ÖZGÜR, Salih, ‘Soğuk Savaş Ve Sonrası Dönemde Kitle İmha Silahları Ve Silahsızlanma Çabaları’ , , Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta , 2006

http://www.belgeler.com/blg/q8n/soguk-savas-ve-sonrasi-donemde-kitle-imha-silahlari-ve-silahsizlanma-cabalari-weapons-of-mass-destruction-and-non-proliferation-studies-during-and-after-the-*old-war

[5] http://www.genbilim.com/content/view/1978/36/

[6] http://www.nuveforum.net/373-nukleer-teknoloji/49283-nukleer-silahlar/

[7] http://www.sde.org.tr/tr/haberler/820/uluslararasi-politikada-nukleer-guc-etkisi-ve-guncel-sorunlar.aspx

[8] http://edition.cnn.com/2014/03/03/opinion/stent-putin-ukraine-russia-endgame/index.html

[9] http://online.wsj.com/news/articles/SB10001424052702304017604579447433598288634

[10] http://www.huffingtonpost.com/alan-robock/ukraine-and-nuclear-weapo_b_5014360.html

[11] http://www.rferl.org/content/ukraine-explainer-budapest-memorandum/25280502.html

[12] http://edition.cnn.com/2014/03/03/opinion/stent-putin-ukraine-russia-endgame/index.html

İnternet ve Güncel Tartışmalar

Bilgi, suje ile obje arasındaki ilişkiden doğan her türlü üründür. Bilgi işlenmiş verinin adıdır. Bilgi bir konu ile ilgili verilerin bir araya gelmesi ile oluşan açıklayıcı bir ifade olarak da kullanılabilinir. Örneğin; İstanbul, 1453, fetih gibi ifadeler veri iken, “İstanbul 1453’te fethedilmiştir.” şeklindeki bir ifade ise bilgidir.   Bir bilgi başka bir bilgi için veri olarak da kullanıla bilinir. Alıcı verileri bilgiye çevirirken, başka bilgileri de, başka bir durum için veriye çevirebilir. Alıcı kendi dünya görüşü ve siyasi görüşüne uygun olarak dış ortamdan maruz kaldığı verileriyi, bilgi konuma getirir. Yukarıdaki örneğimizden ele alacak olursak “İstanbul 1456 yılında 3. fetih yılıdır.” İfadesi daha önceki elde ettiğimiz bilginin veriye çevirerek elde etmiş halidir.

Günümüzde bilgi kargaşası hayatımızın her noktasına nüfus etmiş durumdadır.   Doğru ve gerçek bilgiye ulaşmak,  bilgi kargaşası içinde nerdeyse imkânsız hale gelmiştir. Çağımızda bilgi kaynaklarının artması, basın yayın kuruluşları ile enformasyon kaynaklarının artışı, bilgiye ulaşımı kolaylaştırırken, doğru ve gerçek bilgiye ulaşmayı da bir o kadar zorlaştırmaktadır.   Günümüzde doğru bilgiye ulaşmak için ciddi bir seçicilik göstermek zorundayız. Maruz kaldığımız manipülasyona ve enformasyon bombasına duyarlı ve seçici davranmalıyız ama maalesef gereken duyarlılığı göstermiyoruz. Ülkelerimiz anti manipülasyon politikaları üzerinde çalışmalar yapmıyor, bu konuyla alakalı, ciddi ülke politikaları da oluşturulmuyorlar. Bundan dolayı devlet sistemi dışında kalan sanal alemdeki hukuk boşlukları, dış ve iç mihraplar tarafından kullanılıyor, bu mihraplar iletişim araçlarını ve medyayı diledikleri gibi yönlendiriyor, bu sayede arzu ettikleri hedefler doğrultusunda kamuoyu oluştura biliyorlar. Yüce Yaradan Kuranıkerim’de, HUCURÂT suresi, 6. Ayette müminlere şu şekilde sesleniyor. ” Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip, yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” diye sesleniyor ve uyarılarda bulunuyor. Maalesef çağımızda bu uyarının muhatapları olan bizler, bu uyarıyı aklımıza getirmiyor, kitle iletişim araçlarının yönlendirmesiyle her türlü yalan yanlış bilgiye kendimizi kaptırıp, kesin hüküm ve ithamlarda bulunuyoruz. Kitle iletişim araçlarının içinde en çok kontrolsüz olan ve manipülasyon aracı olarak kullanılan internettir. İnternet insanlara kontrol edilemeyen bir özgürlük alanı sağlamaktadır. Kontrol edilmeyen bu özgürlük alnında, kişisel hak ve özgürlüklere dilendiği gibi tecavüz ediliyor, sınırsız özgürlük beraberinde sınırsız suçu getiriyor. Albert Camus adlı yabancı bir yazar, biraz mizahi bir yaklaşımla bu olayı şöyle dile getiriyor: Hepimiz suçlu olduğumuz gün, gerçek demokrasiye ulaşmış olacağız. Yine Avrupa’dan büyük bir şirket sahibi ( eski bir bilgisayar korsanı) : “İnternet üzerinde terörizm cazibesi sürekli olarak mevcuttur, çünkü hiç cezalandırılmadan zarar vermek mümkündür.” diyor. İnternetteki bu başıboşluk, terörizmi artırarak devam ettiriyor, kanun tanımayanlar, kişisel hak ve özgürlüklere saygı duymayanlar, küresel güç oluşturmada kişisel menfaat ve çıkarlarını gözetenler, internetin sağladığı sınırsız özgürlük silahını size doğrultarak, siz ne kadar “HAYIR” derseniz deyin, “Biz sizi “EVET” anlıyoruz” edalarıyla size  saldırmaya devam ediyorlar. Türkiye’de twitter ve youtube’nin, Türkiye anayasası çerçevesinde sınırlarının çizilmesine geç kalınmış, ama nihayet internetin belirli kanunlarla sınırlarının çizilmesi gerektiğinin farkındalığı oluşmuştur.. Sanal ağın, artık bir kamusal alan olduğu bilinci oluşmuş, bu SANAL KAMUSAL ALANın sınırları ve yükümlülükleri Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasasına “yani Türkiye Cumhuriyeti bireylerinin toplumsal sözleşmesine” uygun olarak kanunlarla belirlenmesi gerektiğinin geçte olsa farkına varılmıştır. Bu farkındalık içerisinde her büyük ve demokratik devletler gibi Türkiye devleti de, vatandaşlarının kişisel hak ve özgürlüklerini SANAL KAMUSAL alanda kanunlarla koruma altına almak için, sanal ağ üzerinde yasal düzenlemeler başlatmıştır. Şimdi konuyu farklı bir boyutta, dikkatlerinize arz etmek istiyorum. Siz gerek internette, gerek televizyonda kendinizi ne kadar “ÖZGÜR GÖRÜYORSUNUZ” ? Siz istediklerinizi mi izliyorsunuz veya okuyorsunuz, yoksa sizin için ONLARIN istediklerini mi? Eğer cevabınız ben istediklerimi İZLİYORUM veya OKUYORUM  ise, büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Küçük bir örnekle başlamak istiyorum, örneğin “GOOGLE AMCA”mız. Bilgisayar ekranında açılan bir çubuğa, araştırmak ve incelemek istediğiniz bir konuyla ilgili bir başlık yazıyoruz. Google siz o konuyla ilgili bir yığın bilgi sıralıyor. Peki, hiç sordunuz mu kendinize, bu verileri “dataları”  neye göre sıralıyor? Bu sıralamada verilerin öncelik sıralamasını kim belirliyor? Bu veri sıralaması birilerinin istekleri doğrultusunda mı oluyor? Yoksa bizim istediğimiz doğrultusunda mı ? Özetlersek, google bana benim ne istediğimi mi sunuyor, yoksa kendisi ne isterse, onu mu sunuyor ? Bu sizin için itilen, dayatılan bir bilgi yumağı mı? Değerli katılımcılar, demokrasisi ileri devletler, modernleşmeyi yakalamış milletler, kişisel hak ve özgürlükleri ve insani değerleri üst düzey tutan milletler, sınırsız özgürlük alanı olan internet ortamını, yasalar ve kendi milletlerinin hassasiyetleriyle doğrultusunda, denetim ve kontrol altına almaktadırlar. Günümüzde artık, internet ortamı bir savaş silahı olarak kullanılmaktadır. Bunun içinde büyük devletler, bu alanlarda milli savunma politikaları oluşturmakta, anti manipülasyon politikaları üzerinde ciddi araştırmalar yapmaktadırlar. Savunma sistemleri üzerine çalışırken, saldırı sistemleri de geliştirilerek SANAL CEMAATLER oluşturulmakta “SANAL CEMAATLER” üzerinden -buna facebook ve twitter örnek verilebilir- ülkelerin ahlaki ve kültürel kotlarıyla oynamaktadır. Örneğimiz Facebook, Twitter ve Google oldu ama günümüzde bunlar gibi birçok örnek mevcuttur. Google’den sonra,  google’ye rakip olarak, Rusya tarafından özel sektör aracılığı ile “RUS GÜZELİ YANDEX” oluşturuldu ve Rusya devleti buna ciddi yatırımlar yaptı. Sizce Rusya, biz doğru bilgiye rahat ulaşalım diye mi, bu kadar yatırımı yaptı? Yine Rusya tarafından facebook için alternatif olarak “VK” oluşturdu ve facebook kullanımı kontrol altında tuttu. Ve günümüzde ayrı bir araştırma konusu olan SANAL CEMAATLER üzerine de ciddi çalışmalar ve yatırımlar yapıldı. Günümüzde oluşturulan büyük “SANAL CEMAATLER” insanların toplu olarak yaşadıkları geniş meydanlar gibidir. İnsanların toplu yaşadıkları kamusal alanlarda anayasaya suç teşkil edecek davranışlar sergileyemezlerse, bu sanal ağ üzerinde de aynı davranışları sergileyemezler. Çünkü artık birey, sanal da olsa toplumsal ve kamusal bir alan içindedir. Artık devletin sanal sınırları içindedir. Toplumsal ve kamusal alanda davranışlar, anayasa kurallarına ile milletin örf ve adetlerine göre şekillenmek zorundadır. Güçlü devletler, interneti zayıf toplulukların ve milletlerin yönlendirilmesinde ve bu milletlerin kültürel kotlarıyla oynanılmasında, bir silah olarak kullanmaktadırlar Televizyonla başlayan – sihirli kutuyla – başlayan süreç, internetle devam ettirilmiştir. Televizyon ve sinema sektörü siyasi ve kültürel propaganda aracı olarak uzun yıllar önce keşfedilmiştir. En büyük zirveye Sovyet döneminde ulaşmıştır. Sovyet sineması, Sovyet siyasi iktidarının bir meşrulaştırma aracı olarak kullanılmış ve Sovyet insanı oluşturmak için sinemanın sihirli dünyasından faydalanılmıştır. Tabiri caizse Sovyet insanı modelini “Şapkadan tavşan çıkartırcasına, usta bir sihirbaz gibi çıkartmıştır. Sovyet sinemasından sonrasında bu süreçi dünyada ABD’de Hollywood sinemasıyla devam ettirilmiştir. Hollywood, sinemayı hem kendi toplumsal barışını sağlamak için kullanmış  – Beyazlar ve siyahların barış diyebiliriz buna – hem de ekonomisinin, yani üretiminin pazarlama aracı olarak kullanmıştır. Yıllarca ABD’de var olan “BEYAZ – SİYAH” savaşı Hollywood filmlerinde toplumun hafızasından silinmiş, siyahların yaşadıkları acılar, sihirli sinema karelerinde unutturulmuştur. O büyüleyici Hollywood sahnelerindeki polisiye kahramanın yanında – yani Beyazın yanında-  en iyi dostu bir Siyah olmuş, ikisi birlikte olay yerine ellerinde hamburgerle ve kolayla gitmişler, izleyicinin bilinçaltına işlenen kotlarla, yavaş yavaş izleyicinin elinde kola belirginleşmiş, coca cola dünyaya en çok satılan ürün halini almıştır. Güzelim Ramazan sofralarını süsleyen coca cola, sofralarımızdaki Osmanlı şerbetini ve o meşhur ayranı elinin tersi ile itmiştir. Öyle bir hale gelmiş ki Ramazan ezanıyla özdeşleştirilmiş, susuzluğu dindirecek, çölden sahraya açılan bir kapı olmuştur. Çocuklarımız artık Ramazan denince meşhur ramazan pidesinden çok, masamızı süsleyen coca cola’yı anımsar olmuşlardır. Gariptir cola, köylerimizde dahi sofralarda yerini almıştır. Televizyon nereye girdiyse, o da peşinden oraya girmiştir. Rambo filmleri serisinde kahramanlık destanları yazılmış “bir ABD’li” kahraman tek başına ülkeler fetih etmiştir. En manidarı da Rambo hangi ülkeye girse ve oradaki kötü adamları etkisiz hale getirse, ABD kısa bir süre sonra o bölgeye askeri müdahaleyle demokrasi götürmüştür. Bu kadar SİHİRLİ KUTUDAN bahsedince aklımıza “Basın” nedir sorusu gelmektedir. Bu sorunun cevabını farklı kalıplar içerisinde tanımlamak mümkündür. En genel geçer tanımıyla Basın:  Toplumun bilgi, yani enformasyon alma özgürlüğüdür. Basın, temel itibariyle toplumu bilgilendirme aracı olarak oluşturulmuştur. Kitle iletişim araçları da, bu işlev için geliştirilmiştir. Basın ve kitle iletişim araçları toplumun bilgi alma, bilinçlendirme ihtiyacını karşılamak için kullanılır. Basın bu masum kalıplar içinden çıkmış ve yaygınlaştırılmıştır. Ya da bu masum kalıplar altında manipülasyon aracı haline getirmek için, enformasyon bombasına dönüştürülmüştür. Bu bize bilimin tanımını hatırlatıyor, bilimin çıkış noktası itibariyle insanlığa hizmet etmek, insan hayatını kolaylaştırmak içindir. Bilim sayesinde insanlar uçağı keşfetmiş (Keşfetmiş derim çünkü doğada var olanı, yani Allahın verdiği nimetler keşfedilir, yaratılamaz) uçakla, eskiden günlerce yolculuklardan sonra varılan yerlere, birkaç saat içinde varılmıştır. Ama daha sonra insanoğlu uçağı, savaş aracı olarak dizayn etmiş ve havadan yağmur gibi insanlara ölüm yağdırmıştır. Görüldüğü gibi başta masumane keşfedilen bir icat, silah haline devşirilmiştir. İletişim araçları da başta masumane keşfedilmiş ve daha sonra ülkeleri, toplumları dizayn eden bir savaş aracı haline getirilmiştir. Basın sayesinde ülkelerin siyasi politikaları, kültürleri, algıları diğer büyük devletler tarafından dizayn edilmiştir., Farklılıklar ortadan kaldırılmış, farklı renk ve tatlarla zengin dünyamız,  YENİ KURBAĞA DİLİYLE, KÜRESEL BİR KÖY olmuştur. Tüm damak tatları aynılaşmış, insanlar tek düzeleşmiş, basın küçük devletçiklerin sömürülmesi için zemin hazırlayan bir savaş aracı halini almıştır. Büyük devler ve kontrol merkezleri, uydu devletçiklere yapacakları askeri müdahaleler için, kendi halklarının gazını almak ve diğer dünyayı ötekileştirmek için basını ve basın araçlarını kullanmışlar, bu amaçlarla filmlerde komple teorileri canlandırılmışlar, sanal düşmanlar oluşturulmuşlar, dünyanın büyük tehdit altında olduğunun altı çizilmişlerdir. Sanal düşmanın saldırdığı bu dünyayı, aynı filmlerde, tutkulu bir aşk yumağıyla, kendi halklarından çıkan, onların dizayn ettiği bir kahramanla Hamburger eşliğinde, dünya kurtarılmışlardır. Daha sonra halkın psikolojisine yerleştirilen o sanal düşman tarafından, ikiz kuleler canlı yayında yıkılmış, SANAL DÜŞMAN “ETE KEMEĞE” bürünmüştür. Artık öteki niteliğinde karşıda, bir barbar terörist vardır. Bu da müdahale etme meşrutiyetini yaratmış demektir. Müdahalede bulunulan yerlerden savaş tazminatı olarak doğal kaynaklara el konulmuş, basın yayın araçları KOPYA MAKİNASI olarak kullanılmış, kendi kültürleri ve değerleri o bölgeye empoze edilmiştir. KOPYA MAKİNASI olarak tanımladığımız yeni dijital dünya, 21. yüzyılda Basınla birlikte güçler dengesini yeniden dizayn etmiş. Demokrasinin yapıtaşı olan güçler ayrılığı; yani yasama, yürütme ve yargının en tepesinde yerini alarak SİYASET’i dizayn eden bir yapıya kavuşmuştur. Basında bu kadar bahsedince akıllarda, şu soru şekilleniyor:  Dünya siyasetini her şeyden bağımsız basın mı dizayn ediyor? Bu soruya basın cevabını vermek, basına çok büyük şey atfetmek olur. Evet demokratik ülkelerin öğündüğü, üç ana güç ayrılığını “yasama, yürütme ve yargı”yı dizayn eden basındır. Ama basını da dizayn eden paradır, yani iktisadi güçtür. İktisadi gücü elinde bulunduranlar, şu döneme kadar bize her akşam şu şekilde seslendiler:  İyi akşamlar Türkiye, bizi izlemeye devam edin. Onları izlemeyi bırakan OSMANLI BARIŞININ MİMARLARI olan, Anadolu ve Balkan gençliği, 21. Yüzyılın son çeyreğinde, milli şairimiz Necip Fazıl Kısakürek’in gençliğe seslenişi ile onlara seslenmekte ; Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı, Türk’ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı adamında bulduğunu sandığı şeyi, o mübarek oluş sırrını, her sistem ve mezhep, ortada ne kadar illet varsa devasının ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna, İslâm âlemine ve bütün insanlığa model teşkil edecek bir gençlik..

Ahmet Saglam : ‘Safarov became symbol of fair struggle for Turkish youths’


Dernek Başkanımız Ahmet Sağlam’ın, Ramil Seferov’la ilgili Azerbayacan haber gazetelerine verdiği röportaj ilgi görmeye devam ediyor. Gun.az ve Tezadlar adlı haber gazetelerinden sonra İngilizce yayın yapan News.az adlı haber gazetesi de ‘Safarov became symbol of fair struggle for Turkish youths’ adlı başlığı ile haberi verdi.

08.09.2012 tarihli haber :

İngilizce

News.Az :

The step of Azerbaijan has demonstrated how powerful and successful its diplomacy is.
The Turkish youth is proud of Ramil Safarov.

Head of the Turkish World Students Association Ahmet Saglam has told the statement to Gun.Az while commenting on the opinion of the Turkish youth regarding the return and clemency of Ramil Safarov.

“It also proved the activeness of Azerbaijani diaspora in the world. Besides pardoning him, Azerbaijani President Ilham Aliyev gave the world message that he is a statesman to the extent that he can make his decision on his own.

Armenia and Armenian diaspora still cannot wake up from this big blow. Ramil Safarov has become a symbol of the fair struggle, love and respect to the flag for the Turkish youth,” he noted.

E.Eltürk

News.Az

Kaynak : http://news.az/articles/politics/67805